20 Şubat 2018 Salı

Soho, Kahve ve Tavşan












Hava bulutlu, bulutlar karanlıktı.. Metro kartım en yakın arkadaşım olmuştu ki yürümeye karar verdim. Hani Alice "hangi yoldan gidiyim?" diye sorduğunda tavşan "nereye gittiğini bilmiyorsan, hangi yoldan gittiğinin bir önemi yok" demiş ya..İşte benimki de o hesap. Şanslıyım ki yollar beni hep güzel yerlere çıkardı.
















Etrafta herkes bir yerlere koşturuyor. Gülmüyor sanki kimse. Ve hiçbir güzel kadın 5. caddede Manolo Blahnik'leriyle yürümüyor. Metro duvarları yeni nesil inşaat reklamlarıyla dolu. Yani hiçbir şey Sex and the City tadında değil bu şehirde. Bunu yaklaşık 13 sene önce bu şehre ilk ayak bastığımda anlamıştım ama ilk defa şehirle bu kadar başbaşa kaldığımdan mıdır nedir, bu sefer daha fazla geldi tüm gerçekler..







Hiçbir şey pazarlandığı gibi olmasa da, her şey olduğu gibi çok güzel burada. Sokaklarda "hiçkimse" olmak, eksi derecelerdeki havaya rağmen pırıl pırıl güneş, her köşeden başka bir rengin çıkıvermesi, kulağına çalınan ingilizce-fransızca-ispanyolca ve hiç bilmediğin dillerdeki sözcükler ve dünya üzerindeki en iyi pikan cevizli tartlar.. Hepsini bir araya getirince de ortaya çıkan "evdeymiş" hissi..çok güzel!


Adımsayar 25.000'i gösterdiğinde çoktan şehrin diğer ucundaydım. "Sen New York'tayken gözümün önüne ne geliyor biliyor musun?.. Soho'da birkaç galeri gezip çok tatlı bir cafede kahveni yudumluyorsun" diyen arkadaşımın şerefine bir double espresso içiyorum. Bana bunları söylediğinde "Yahu ne tuhaf hayallerin var senin değişik!" dediğimden sanırım, biraz mahcup hissederek telefonumu elime alıyorum ve yazıyorum "öyle bir cafedeyim ki, sanki evvel zaman içinde ruhum çıkıp burayı tasarlamaya gelmiş, o derece 'ben' burası!"..

Defterimi çıkarıp başlıyorum yazmaya..
Meğer neler neler birikmiş.
iyi ki atmışım o adımları!
Yoksa burayı nerden nasıl bulacaktım da dökecektim her şeyi ortaya?..
Yazdıklarımın bazılarını hiç sevmiyorum.
Ama olsun yine de kabul ediyorum.
Belki zamanla geçer, değişir.
Belki kalır olduğu gibi.
Olsun.
Kahve güzel. Müzik güzel. Ortam güzel.
Ben de bi güzel hissediyorum sanki.
Sanki'den azıcık fazla belki :)
Yani özetle;
Bu soğukta üşenmeden beni buralara sürükleyen bizzat kendime şükranlarımı sunarım..
Sevgilerimle,
Musmutlu Kahveli Tavşanlı!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...