12 Ağustos 2017 Cumartesi

Cumartesi Notları




* Yarın sabahın 6sında yollara düşeceğimden mütevellit, bugün yapılacak her türlü işi öğlene kadar koştura koştura yapıp günün geri kalanını tatil hazırlığına ayırdım. 14:00'dan 22:00'a kadar yılın Procrastination oscarını almaya hak kazandığımı düşünüyorum. Çünkü bu süreçte hazırlık adına sadece "aman bunu unutmayalım!" diyerekten elime geçenleri yatağın üstünde biriktirdim. Onun dışında kahve, müzik, telefon, whatsapp, mail, tekrar kahve şeklinde.. Ben biliyodum zaten hazırlık insanı olmadığımı ama neyse!

* Hayat bir proje değildir. Hayat sadece "hayat"tır. O yüzden biz her ne kadar zorlasak da aslında hayattaki hiçbir şey zamanla ve rakamla ölçülmez. Yok ille de ölçerim dersen kaçınılmaz sondur "geç kalmışlık hissi".. Ne zaman ki hayatını parlatıp, makyajlayıp, haberlere servis edercesine hashtag'lere boğarak sunma ihtiyacı duyuyorsun, işte o zaman o en çok korktuğun şey geliyor başına: hayat elinden kayıp giderken projen de bir o kadar fail ediyor.

* "Pain is inevitable but suffering is optional" diye çok sevdiğim bir söz var.  Diyor ki acı kaçınılmazdır, ancak ıstırap çekmek tercihtir. Acı'yacak diye kaçtıkça, daha çok batırıyoruz kendimizi ıstırap denizinde sanki.. 

* Tam bu kavramları kafamda evirip çevirirken çok sevdiğim bir terapist dostumdan "Radical Acceptance" diye bir şey öğrendim. Türkçeye "kökten kabul" gibi çevirebiliriz sanırım. Kökten kabul diyor ki şu anki durumu "yargılamadan" olduğu gibi kabul etmekle başlayacaksın. Hoşlanmayabilirsin, elinde olsa değiştirmek isteyebilirsin. Ama yine de bunlar "olduğu gibi" kabul etmeye engel değil. Kabul etmediğin sürece acıyı reddetmiş oluyorsun ve kafanda sürekli savaşıyorsun realiteyle. Bu durum da ıstırap çekmene neden oluyor.  Fark ettim ki benim "bir şeyi kabullenmek" anlayışım biraz "loser" tandanslı. Bir şeyi kabullenmek demek kaybedince, yapacak bir şeyin kalmayınca devreye giren bir şey gibi yer etmiş derinlerde bi yerlerde. Halbuki zihnime sorsan "saçma" der bu duruma. Ama bazen zihin ve iç dünya farklı gezegenlerden sesleniyor birbirine. Tüm bunları fark etmek ve "Radical Acceptance" kavramını uzmanından öğrenmek çok iyi geldi. Ayrıca bir şeyi olduğu gibi kabul etmek dizlerine battaniyeyi çekip emekliye ayrılmanı da gerektirmiyor. Tam tersine, o konuda değiştirmek istediğin her neyse onun için aksiyona geçmeni kolaylaştırıyor. Gerçek olmasını istemediğin bir şeyi kabullenmek zor ama kabul vermemek her şeyi çok daha fazla zora sokuyor.

* Çoğu zaman "bitmek" ve "tükenmek" birbirine karışıyor. Ama çok farklı şeyler aslında. Bitince yeniden başlarsın. Tükenirsen sadece tükendiğinle kalırsın. Bu nedenle ikisinin çözümleri de farklı. Bitince yeniden başlayarak tazelenmek, tükenince de düğmeleri kapatıp sabırla beklemek gerek. 

* Dictionary of Obscure Sorrows sayesinde "Vemödalen" diye bir kavramla tanıştım. Daha doğrusu hepimizin bildiği ama adını koyamadığımız o hani "her şeyin zaten yapılmış olduğu hissi"ne bu ismi vermişler. Tam anlamıyla "tuzak" bir his. Her şey icat edilmiş, en güzel şiirler yazılmış, en güzel resimler çizilmiş, en büyük aşklar yaşanmış, söylenecek söz kalmamış.. Eee napalım Everest'e çıkıp toplu intihar mı edelim? Bak bu daha önce hiç yapılmamış!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...