4 Mart 2017 Cumartesi

Satranç, Kek, Şabalak ve Diğerleri


* En son satranç oynadığımda 12 yaşındaydım sanırım.. Bir zamanlar cumartesi günlerimi bir grup çocukla satranç kulübüne kapanıp hamleler üstüne kafa yorarak geçirirdim. Neyse ki sonrasında tenis kursum olduğu için gerçek dünyaya dönme şansım oluyordu. Neden bilmem sonra koptuk satrançla. Tahminimce çok sağlam bir yenilgi sebep oldu. Tahmin diyorum çünkü gerçekten hatırlamıyorum. Ama kendimi özellikle de o yaşlardaki halimi tanıdığımı düşünürsek, muhtemelen ağır bir yenilgi sonrasında "ayy ben zaten sevmiyodum ki!" refleksiydi ayrılık sebebimiz. Şimdi bu konu nerden mi geldi?..Geçenlerde Elma'nın kullanmadığım özelliklerini bir karıştıriyim dedim (bu arada Elma benim bilgisayarım) ve satranç oyununu görünce bi tıkladım. İşte her şey o tıklamayla başladı. Resmen aradaki 20 yıllık ayrılığı telafi edercesine oynamaya başladım. Her seferinde yeniliyorum. Henüz bir kere berabere kalmaya bile yaklaşamadım. Yıllar beni gerçekten çok değiştirmiş, asla küsüp kaçmıyorum. (ya da gitgide gurursuz, tepkisiz, ruhsuz bi tip mi oluvermişim?) Sinirlenince taşları devirmiyorum -ki bu imkansız çünkü oyun ekranda dönüyor. Ama istesem ekranı kırardım di mi? Yok yaa kıyamazdım ki Elma'ya..Sürekli yenilmemin dışında bilgisayarla satranç oynamanın benim için en zor tarafı "şunu unutma Elma oyun bittiğinde piyonla şah aynı kutuya kaldırılır" diye ahkam kesememek. Çünkü ne kutu var ne de elle tutulur piyon..Elma'nın da laftan anladığı yok zaten. Bu arada aynı hafta Zweig'ın Satranç kitabını okumam da evrenin ince bir hamlesi evet..

* Satranç dışındaki zamanlarımı bazen youtube'da videolar arasında gezinerek geçiriyordum ki karşıma Tatlı Hayat'ın sahneleri geldi. Bence gelmiş geçmiş en iyi sitcom uyarlaması. Özellikle İhsan-İrfan ikilisinin sahnelerinde sesli gülüyorum hatta çok aşırı sesli.. Ama bende bir yan etki bıraktı, etkinin adı "Şabalak" yani İhsan'ın en çok kullandığı kelime..Olduk olmadık yerlerde söylememek için kendimi zor tutuyorum. Şimdilik içimden söylüyorum ama yakındır dışarı çıkması. Neyse hazır kimse yokken fırsattan istifade: şabalak şabalak şabalakkkkk :)

* Konu izlemekten açılmışken.. Geçtiğimiz hafta buraya yazmaktan çekineceğim ama muhtemelen başka bir yazıda dayanamayıp eninde sonunda itiraf edeceğim saçma sapan, yüzeysel mi yüzelyel, bayık mı bayık bir dizi izliyordum. İzlerken karakterlere, oyunculuğa, senaryoya saydırmaktan mı sıkıldım bilmem ama bi an diziden kopuverdim ve irkildim, sanki dizi beni izliyormuş gibi geldi. Elma'nın ekranını çatt diye kapattım.  Kendime gülemeyecek kadar kendime yakalanmış hissettim. Sonra kalkıp bi kahve yaptım. Böylece konu kapanmış oldu. 

* Satranç, şabalak ve kendini ağır yargılamanın yol açtığı geçici algı kaybı dışında bu ara sağlıklı lezzetler yaratmak benim dünyamda çok popüler. Geçtiğimiz hafta da mercimek unuyla glutensiz, sağlıklı, bol lifli, havuçlu tarçınlı yeni bir kek tarifi geliştirdim. Başta beni çok heyecanlandıran bu keşif günün sonunda bir sonraki emre kadar oyuncak sandığına kaldırıldı. Çünkü, normal şartlarda normal unlu, şekerli, glutenli bir dilim keki dörde bölüşerek yiyen dört kişi benim yaptığım bir kalıp kekin tamamını yedi. Yani tam bir "ayy çok hafif valla yediğini hissetmiyosun" vakasına imza attık. Demek ki neymiş? Hissetmek önemliymiş. Hissetmek her şeymiş. Hay bin beşyüz yetmiş altı kunduz!

* Bir akşam işten biraz erken çıkıp eve geldim. Hızlıca üzerimi değiştirip pofidik yorganımın altına girme planı yaparken bi baktım telefonum yok. Şöyle bi etrafıma bakındım..yok. En son eve gelirken takside arkadaşımı aramıştım. Belki taksiden inerken yola düşmüştür dedim. Gündüz aldığım anti-alerjik ilacın da sersemlik etkisindendir sanırım kafa bi dünya üstümü de tam giyinmeden kabanımı giyip indim sokağa. Ama orada da yok. Alerjik yüzümü önüme düşürüp eve çıktım. Aman yaa napiyim sağlık olsun dedim. Ertesi sabah gidip telefon alırım diye planladım. Ve hatta hangi modelden alacağıma karar vermek için kısa bir de araştırma yaptım. Her ne kadar olayı sakince karşılasam da içten içe "ama ben bu telefonla devam etmek istiyodum yeeaaa" diye geçirmedim değil. Neyse, pofidik yorganın altına girdim ve müzik dinleyip bir şeyler okumaya başladım. Yaklaşık 6 saat sonra telefonum elimdeydi. Telefonumu ısrarla çaldırmaya devam eden sevgili dostum ve yardımsever taksi şoförü amcanın ortak çalışması sonucunda.. Neymiş? Bir ilişki bitmediyse bitmiyormuş. Seninse geri geliyormuş. Dünya hala çok güzel bir yermiş..Falan filan filan..


2 yorum:

  1. ay senin hayat tatlı bee belki de sen tatlı olduğun için hayat tatlıııı :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. o senin tatlı bakışın Deep :)))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...