10 Ocak 2017 Salı

Kar, Tilkiler, Trekking ve Diğerleri


evde içme suyu bitmiş.
çeşme suyu mu içsek ne yapsak diye düşünürken,
çıkıp bi Uludağ havası alalım dedik.
ben, kendim, Ra, Selin ve diğerleri evet :)

hem dedik ki,
hani kafayı kurcalayan bikaç şey var,
onları da aradan çıkarırız.
belki eve dönünce bambaşka kişiler oluruz,
ki bu durumda şizofreni oscarlarına da başvurabiliriz!

neyse,
72 kat giyindikten sonra -kişi başı 9 kat ediyo-
çıktık dize kadar karlı sokağa.

bir iki dakika sonra bi baktım,
ne konusu ne düşünmesi!
tek bir şey sadece,
adımlara konsantre olup dengede kalmak.
ve nefesle içime dolan tertemiz bembeyaz hava.

yani kilometrelerce yol gidip,
bi hafta on gun inzivaya çekilsem
böyle bir "an" yaşayamazdım.
"şimdi" ve "burada" olmak
dünya üzerinde başka hiçbir şey yokmuş gibi..

marketten su alıp eve geldikten sonra
sıcacık kahvemi aldım elime,
pencereden az önce üzerinde yürüdüğüm sokağı izledim.

aklıma adrasan'da katıldığım trekking maceram geldi.
hiç tanımadığım 20 kişiyle gittiğim..
ilk günü pişman olup geri dönüş bileti almaya çalışmıştım.
bayram tatili olduğu için de bilet bulamamıştım.
burada ne işim var napıyorum 
kimseyi tanımıyorum
üstelik hiç trekking de yapmadım daha önce eyvah!

sosyalleşmeye de yanaşmamıştım,
kendimi odama kapatıp müzik dinlemiştim ilk gece.
ikinci gün de herkesten önce hazırlanıp 
trekking için yerimi almıştım.

ayy ben daha önce yapmadım 
aman geride kalıp kaybolmayayım paniğiyle,
aşırı konsantre bi şekilde yol almıştım.
bir gün önce yağan yağmurdan
vıcık vıcık bataklık gibi toprağın üzerinde,
kaymamak için pür dikkat,
geride kalmamak için inanılmaz gayretli..

başka hiçbir şey yoktu aklımda.
halbuki ben o geziye,
kafamda kuyrukları birbirine dolanan tilkileri
bi ihtimal birbirinden ayırabilirim diye katılmıştım.
saatlerce tek odak noktam kaymadan düşmeden dağın diğer tarafına geçebilmek oldu.

ve sonuç:
trekking turunu birinci olarak bitirdim!
hay bin kunduz evet :)

ve yanında bonus olarak,
"bi saniye ya ben gerçekten yaşamayı çok seviyomuşum" jetonu.
yoksa ne diye kaymamak için o kadar kasıcam ki?

o akşam o hiç tanımadığım insanların
meğer ne kadar da kafa dengi eğlenceli olduklarını gördüm.
ayy ne iyi etmişim de gelmişim havaları..
kimiyle kitap tartışmalar,
kimine kurabiye tarifi vermeler,
eğlenmeler, gülmeler, şakalar, komiklikler!

ikinci gün çok daha zorlu bir trekking vardı.
aslında o gün 6 saatlik maratondan sonra hiç halim de yoktu.
Olimpos'a gidip kumsalda takılsam ohh ne güzel de olurdu ki!

ama hırs bi kere girdi ya içime,
olmaz dedim.
hatta geceden çantamı hazırladım.
sabah erkenden kapıdaki yerimi aldım.
bi baktım ki 20 kişilik gruptan sadece 4 kişi gelmiş.
"nasıl yani nerdeler geri kalanlar?" diye sordum.
"onlar dün çok yorulmuş bugün kumsalda takılacaklarmış" dediler.
tabii sırtımda çantam çoktaaan otobüse binmiştim bunu duyduğumda.
yani böyle bi seçenek vardı.
hatta kendime de sunmuştum.
şimdi başkaları gerçekleştirince mi içime oturdu ki?
bana ne ki onlardan?

o gün de 6 saat full konsantre tamamladım turu.
tabii ki sormaya gerek yok en birinci benim :)
güzel de oldu.
hem hareket iyidir.
ama kumsal da iyidir.
hem şimdi ne de güzeldir.
kendine o hakkı tanıyan insanlara nasip.
ahh ahh!..

bi kar yağdı,
zaman makinesine girdim resmen.
neden böyle oldum ki?..
bilemiyorum.


*bu da bu aralar ennn birinci sevdiğim adam..hastasıyım ;)







2 yorum:

  1. uludağdan adrasana evet sen yazı özlemişsiiin :) senin evin önü oyuncak gibi olmuş :) trekking maceran da amerikan filmi gibi. reese witherspoon olarak düşündüm seniii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahahah evet evet remen komedi filmi ve hatta biraz Bridget Jones :))

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...