28 Ekim 2016 Cuma

kim kimin içinde?..



kendine oldukça kötü davranan dostuma kendimce müthiş tavsiyeler veriyordum..

"sanki sen senin çocuğunmuşsun gibi düşüneceksin öyle davranacaksın" diyorum.

"mesela, diyelim ki bir şeyi çok istemene rağmen yapmıyorsun o an durup düşüneceksin.. ya şimdi bunu çocuğum isteseydi? ona da böyle sert davranır mıydım?.."

"üstelik senin çocuğun yok, yaş olmuş 43, zaten kimseleri beğenmiyosun bu gidişle bir kaza olmazsa çocuğun da olmaz bari içindekine babalık yap" diye ekledim.

"değişik bi düşünme şekli" dedi. "değişik değil müthiş" dedim.

"görmeyeli hala şımarık ve kendini beğenmişsin" dedi.

"eyvallah" dedim.


***

sonra biraz düşündüm, şu içimdeki çocuğa iyi davranmak üzerine..

ve fark ettim ki bu aralar bu durumu çok kullanıyorum.

pahalı bir şey mi beğendim..düşünüyorum. çocuğum olsa kolej taksidi, bale kursu, piyano kursu, bıttırı zıttırı kulübü falan filan.. oysa şimdi hiç öyle masraflarım yok o zaman hadi alalım evet içimizdeki çocuğa alalım tabii!

canım bir şey yapmak istemiyor mu.. haydi kendime iyi davranıcam diye yine içerdekine dönüyoruz. ayy kıyamam ben sana yaa hiç zorlar mıyım seni?..asla! domuzluk yapma pahasına yine de yapmam!..

utanmasam kalori malori hesap yapmayıp "ayy yesin yaa boya gider ilerde" deyip çocuğu obez yapıcam..


***


adama müthiş taktik verdik havalara girdik de..

acaba yanlış adres mi gösterdik?

içerdeki dedik.. ama sanki benimki beni içeri kapatmış gibi..

vardır bir bildiği gibime geliyor.

belki de şu sıralar aklıma güvenmiyor.

haklı.


***

o değil de..

yarın öbür gün -ki sanmıyorum- benim bir çocuğum olursa içerdekini napıcaz?

para yetişmez, zaman yetişmez, yılların hükümdarlığını vermez..

haklı.

ben de olsam vermem.


***

yani..müthiş aklı verdik de..

sanki günün sonunda kendi kalemize nefis bir gol atmış gibi olduk.

kim attı kim yedi o konulara girmeyelim rica edicem.

daha kim içerde kim dışarda ona karar veremedik.

hem benimkinin uykusu geldi.

gidip bir masal okuyalım da gönlü olsun.


***

iyi geceler içerdekiler.. ve bir o kadar dışardakiler ;)



23 Ekim 2016 Pazar

evine hoş geldin..


bir şeyden vazgeçmeden de uzak durabilir misin?

***

etrafında saatlerce dolanıp kendi gizli köşene çekilebilir misin?

***

içinden bütün gün bin kere "zaten istemiyodum" diye tekrar edip..
gece yatmadan önce aynada yüzünü yıkarken
gözgöze geldiğin kendine
"aslında çok.." dedikten hemen sonra uykunda kaybolup
sabah uyanınca da hiçbir şey olmamış gibi
kahve makinesinin başında bekleyebilir misin?

***

"ama söz vermiştin!" diye üzerine gelenlere
"o zaman öyleydi şimdi de böyle" diye efelenirken..
içinden gelen "e ama bana da söz vermiştin"i
duymamak için 
gözlerini ekrana kilitleyip saatlerce 
saçma sapan youtube videoları izleyebilir misin?

***

yaşayamadıklarını..
okuyabilir,
izleyebilir,
yiyebilir,
içebilir misin?

***

defalarca yenilip,
bir daha sahaya çıkmamaya yeminler edip,
kendini ilk başladığın noktada 
yine yeniden bulabilir misin?

***

"evet"se cevabın..
ben de tam..
seni bekliyordum!
evine hoş geldin..







9 Ekim 2016 Pazar

olsun



şimdi gidip masanın üstündeki vazoyu duvara fırlatıcam.
sonra da ağır çekimdeymiş gibi izlicem duvara çarpınca
içindeki su moleküllerinin dağılmasını..
bir hafta önce almış olmama rağmen tazeliğini inatla koruyan çiçeklere yazık olacak.
olsun.

***

dur bi saniye! önce gidip bi gözlük alayım..ya parçalar gözüme gelirse!
dur dur!..peki ya yüzümde herhangi başka bi yere gelirse?..
o zaman vazoyu fırlatıp hemen kaçarım?
ama o zaman molekülleri izleyemem ki bütün drama kaçar.
ya o değil de ben bu vazoyu çok seviyorum ki..
sade, basit, kendi halinde..en sevdiğim eşya tipi.
tamam tamam dokunmuyorum vazoya.
ama bana bi drama sahnesi borcu var haberi olsun.
olsun.

***

canını bağışladığım vazonun karşısına oturdum
çiçekleri hipnotize olmuş gibi izliyordum ki..
beynimin çekmeceleri açıldı aniden!..
işlerine son vermeme rağmen,
üstelik hiçbir karşılık beklemeden,
psikopat gibi çalışan "büyük umutlar" ekibinden bir fizibilite raporu geldi..
"imkansız" diye etiketleyip çöpe attığım dosyayı bulmuşlar.
aylardır gizlice çalışıyorlarmış üstünde.
ve..artık "imkanlı"ymış..
her şeyi hazırlamışlar ama..
benim bir adım atmam lazımmış.
bir kere yola çıkınca gerisi gelirmiş de birazcık zor olabilirmiş.
olsun.

***

mumları yaktım.
portakallı beyaz çay demledim.
en sevdiğim kanepenin köşesine oturdum. -ki başka kanepem de yok,neyse:)-
jehro'dan shantytown açtım.
topladım, çıkardım, böldüm, çarptım..
mailler attım.
uzun zamandır yapmadığım kadar sörf yaptım internette.
ve baktım ki benim çocuklar haklı.
ve hatta azıcık şımardım mı nedir,
onlara dönüp "ya o kadar da zor değil sanki" dedim.
"yaa yaa tabii" deyip çıktılar odadan.
olsun.

***

bu noktaya gelirken geçtiğim sahneleri getirdim gözümün önüne..
üst üste beynime rezil olduğum anlar..
"sen git ben kalbimi dinlicem" deyip,
kalbimin "aptalsın yemin ederim gerizekalısın git özür dile şundan" demesine rağmen,
"yok yaa ben böyle iyiyim" havalarına girdiğim zamanlar mesela..
birini açınca diğerini kapatmam gerektiği nerde yazıyor ki?..
bilemiyorum.
olsun.
şimdi, mutluyum ikisiyle de.
el ele vermiş hazırlanıyorlar.
ve bence çok yakışıyorlar birbirlerine.
arada didişebilirler,
ve hatta ayrılıp tekrar barışabilirler.
olsun.

***

not: drama borcunu sildim cÂnım vazom :)














Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...