7 Ağustos 2016 Pazar

Pazar Notları


* reenkarnasyona inanmıyorsan dünyaya sadece bir kere geliyorsun. yani tek değerli bi hayatın var o da bu hayat.. reenkarnasyona inanıyorsan, dünyaya defalarca geliyorsun. yine de en değerli hayatın bu hayat..en önemli şey şimdi ve burada olmak. en önemli kişi şu an karşında olan..

* bazen sanki büyütecin yanlış tarafında duruyormuşum gibi geliyor. sonra geçiyor..

* aynanın karşısında hazırlanırken unutuyorum bazen kime, neye hazırlandığımı. sonra aklıma geliyor günün sonunda aslında "kendime" hazırlandığım..

* zaman zaman üstünü çizsem de vazgeçmediğim hedeflerim var benim. sıcak denize inme hayalleri kuran ruslar gibi hissediyorum bazen. henüz inmesem de bir akdeniz var biliyorum ya neyse..

* başımı ellerimin arasına alıp içmeye üşendiğim kahveme bakarken "hadi ama, kendine gel, savaşı bırakma, kararlı ol, cesur ol, savaşçı ol!" diyen dostuma "bence sus yoksa şehit olacaksın" dediğimden beri hala görüşüyor olmamız çok aşırı güzel bir şey değil mi?

* "aklıselim" çok güzel bir kelime değil mi?.. daha sık cümle içinde kullanmaya karar verdim. mesela "günaydın, ne kadar da aklıselim bir sabah!" ya da "aklıselim  geceler dilerim." gibi. olmaz mı? bence olabilir. sanki olmadı mı ne? neyse..

* geçtiğimiz hafta selamlaştıktan sonra ordan burdan konuşurken darbe konusu açıp muhabbete ne günlere geldik tandansıyla  devam etme kalkışmasında bulunan birine "hocam hiç o konulara girmeyelim, doğru kişi değilim konuşmak için. bence her şey çok güzel, çok iyi ve hatta daha iyiye doğru gidiyor. yani bi de bu muhabbet çok demode 100 yıl geriye git, 1000 yıl geriye git hep aynı şeyler" deyince "kızım maşallah sen çözmüşsün olayı" dedi. hocam eyvallah ama çözdüğümden değil de vallahi hiç oralarda değilim ben karşının taksisiyim diyecektim ki sustum; "yaa evet tabii" deyip gülümsedim.

* bir de alakasız olacak ama yemeğin yanında soda içme alışkanlığım var. ama içince yemeğimi bitiremiyorum. sonra daha çok acıkıyorum falan filan. aslında içmemek lazım. yani içilir de içmesem daha iyi. bilemedim. neden buraya yazdım? onu hiç bilmiyorum.

* neyse daha fazla kalamam canım tutma beni.. neden mi?.. peki madem çok ısrar ediyosun açıklıyorum: iç dünyamın başkentine uçağım var ona yetişmem lazım hadi kaçtım ben!




6 Ağustos 2016 Cumartesi

günler geçerken..


günler geçerken..
anladım ki,

ben Mevlana değilmişim.
İsa hiç değilmişim.
biri bana tokat attığında 
diğer yanağımı uzatmıyorum,
"canımı yakarsan canını yakarım" denklemi
zayıf geldiğinden sanırım,
yakmakla uğraşmayıp öldürüyorum.

***

sandığım kadar açık fikirli,
geniş mezhepli değilmişim ben.
son günlerde yakın dostumun
"Teresa" diye dalga geçmesi boşuna değilmiş.
terbiye, ahlak, zerafet, şiddet vesaire..
hepsi için sınırlarım varmış.
sadece o sınırı zorlayacak şeyler gelmediği için başıma,
sınırsız sanmışım kendimi.

***

günün büyük çoğunluğunu öyle yaşasam da,
sandığım kadar spontan değilmişim.
yeri geldiğinde,
şehrin en populer mekanında 
kuşkonmazlı kremalı patates eşliğinde,
30 yıllık hayatımın en stratejik planını yapabiliyormuşum.
ertesi sabah parmaklarımın titremesini saklamak için
ellerimi masanın altında saklarken,
planımı harfiyen uygulayabiliyormuşum.
meğer ben,
yeri geldiğinde
tek kişilik dev ordumun,
itaatkar askeri olabiliyormuşum.

***

ve ne zaman,
"ben artık kenara çekilmek istiyorum"
ya da
"ben artık işin mutfağında olmak istiyorum"
desem,
kendimi sahnenin ortasında buluveriyorum.
en iyisi,
kaçmak yerine
sahnenin hakkını vermekmiş.
yeni fark ediyorum.
üstüme gelen geç kalmışlık hissine aldırmadan,
yine yeniden başlayabiliyorum.
ve..
sanırım en çok
bu halimi seviyorum.
















Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...