31 Temmuz 2016 Pazar

Hepimiz Birimiz, Birimiz Hepimiz


yoğun ve çok insanlı geçen haftadan sonra bir sabah kendimle buluştum. başbaşa kahvaltı edip kahve içelim dedik..

kahvaltı kısmı sakin ve bol kalorili geçti. tam tek kişilik kahve molasına gelmiştim ki bi baktım karşı masadan Entel Dantel Selin Hanım el sallıyor. "hani toplantı yapıcaktık?" diye sitem etti. mecburen masama davet ettim.

çok yoğundum, hastaydım, elektrikler kesildi, köpeğim ödevimi yedi bahanelerini aklımdan sıralayıp birine karar vermeye çalışırken Sosyal Selin, Rahibe Selin'i kolundan çekiştire çekiştire yanımıza getirdi. "üfff ya bunu da zorlamasak hiçbir yere gideceği yok! nerdeyse toplantıya gecikecektik!" diye Rahibe'yi azarlarken acaba bunlara toplantıyı kim haber verdi diye soracaktım ki Sosyal'in bir organizasyon henüz organize edilmemişken bile haber alabilme yeteneği aklıma geldi sustum. iyi de ettim, yoksa bi ton laf dinle dur.. 

Entel Dantel, gözlerini lazerle çizdirmesine rağmen çıkarmamakta ısrar ettiği numarasız gözlük camlarının ardından "gelmeseydiniz de olurmuş hatta çok da iyi olurmuş" bakışı atmıştı ki Paranoyak Selin geldi. hepimize tek tek dokunup, koklayıp, masanın da altını üstünü kontrol ettikten sonra "tamamdır temiz gelebilirsin!" diye seslendi. Prenses Selin'in kapıda belirmesiyle birlikte masada ezik bir rüzgar esti. Entel Dantel dışında herkes kendini yok etmek isterken yanımıza Müfettiş Selin gelip sessizce oturdu. Hiçbirimizle tek kelime konuşmadan bilgisayarını açtı ve tıkır tıkır çalışmaya başladı. 

"madem toplandık e hadi o zaman şu toplantıyı yapalım" dedim. "tabii, evet, ben de onu dicektim" sesleri yükselirken Sosyal "yalnız cınıms benim çok zamanım yok bıttırı dıttırı yemeği var ona yetişicem hızlı olalım" dedi. Entel Dantel, Sosyal'e adeta bir pislikmiş bakışı atarken "kitapla başlayalım" dedi. Rahibe hemen çantasından çıkardığı kutsal kitabı göstererek "ayy iyi ki yanımda getirmişim!" diye sevinirken geri kalan herkesin "aptal yemin ediyorum gerizekalı bu çocuk" tavırlarına hiç ama hiç alınmadı. hatta tokat atsalar aynı Jesus Christ'ın dediği gibi diğer yanağını uzatmaya hazırdı. zaten sadece buna hazırdı. hayatta geri kalan her ne varsa asla ama asla ona göre değildi. neyse..

baktım onlara kalırsa olacak gibi değil, toplantıya el attım ve malum konuyu açtım. Entel Dantel "bu bir şaka olmalı bizi bunun için toplamış olamazsın heralde?" diye her zamankinden bi doz fazla ezdi beni. Prenses "rica ederim Entel Dantel şu hayatta daha önemli ne olabilir ki? biraz anlayış rica ederim" dedi. 

Paranoyak "bunun altında yatan derinlerdeki sebebi bulmamız lazım. acaba paralel bir yapı mı var? ayy yoksa bu senin kararın değil de sen birilerinin kuklası mı oldun? ayy yoksa şimdi sen sen değil misin?" diye dizmeye başlamışken Müfettiş sakince yerinden kalkıp çantasından çıkardığı koli bandından bir parça keserek Paranoyak'ın ağzını kapattı. "bugüne kadar kaydedilmiş verileri inceledim. her seferinde kendini patlattığın birkaç nokta tespit ettim. eğer bunların üstesinden gelirim diyorsan benim için OK" dedi.

Sosyal ayağa kalktı "bi saniye ya tüm bunlar ne demek oluyor? bütün programlar alt üst olacak. hayatımızdaki insan sayısı nerdeyse yarıya düşecek. piyasaların durumundan bahsetmiyorum bile! yani bunu göze alabilir miyiz? sen bunu gerçekten bu kadar çok mu istiyorsun?" diye sordu.

"hayır! istediğini sanıyor ama aslında başka şey istiyor" diye atladı Paranoyak. "boşsunuz yemin ediyorum iki satır Tolstoy okumamışsınızdır ömrü hayatınızda" diye atarlandı Entel Dantel. "işte bunlar hep günah hep üzücü" dedi Rahibe. "burası biraz kalabalık mı oldu ne? hayır yani kalabalık bişe diil de hepsi halk gibi duruyo kalksak mı?" diye sordu Prenses.

elimdeki boş kahve fincanını masaya bırakıp ayağa kalktım. "şimdi..susun ve beni dinleyin. sizi biriyle tanıştırmak istiyorum." dedim. telefonumu ortaya koydum, hoparlörü açtım ve bir ses kaydını dinlemelerini istedim. 

"evet" dedi ses. "çok istiyorum. o kadar çok istiyorum ki ya olmazsa diye uykularım kaçıyor. olmazsa çok üzülürüm diye kendi kendime oldurmayasım geliyor. eğer olmazsa kendime dönüp acımamak için istemiyormuş gibi yaptığım bile oluyor. ve eğer bu dünyadan gitmeden önce bunu yapmazsam ruhum huzur bulmayacak. bu dünyada dönüp duracak ve hep aynı noktada takılacak. şimdi sizden tek isteğim elinizdeki güç her ne ise onu ortaya koymanız ve birleştirmeniz" dedi. 

konuşma bittikten sonra hepsinin yüzünü ayrı ayrı inceledim. çok uzun yıllardır ilk defa hepsinde ortak bir ifade belirdi. 

"ne diyorsunuz?" dedim.

hepsi bir ağızdan "eyvallah" dedi.

duygulandım. gururlandım. mutlu oldum. tam gözümden yaş gelecekti ki Paranoyak atladı "hocam eyvallah dedik de kimdir nedir güvenilir mi bu sesin sahibi?" diye sordu.

gülümsedim. "için rahat olsun Paranoyak, sen onu zaten tanıyorsun" dedim.

"nasıl olur? kim ki o sesin sahibi?" dedi.

"kalbim" dedim...

"kalbimiz" dediler...

ve sonra el ele tutuştuk.

söz verdik bırakmamaya..



















26 Temmuz 2016 Salı

işte bunlar hep gece


keyifli sıcacık bir kahve buluşmasında saatin 10'a geldiğini fark edip masadan kalktın. eve girer girmez üstünü değiştirip elini yüzünü yıkadın..limonlu -pek bi alkali- suyunu içip nemlendiricileri süründün..ve bingo!..11 olmadan yataktasın. büyük zafer bravo!..böylece gece 11-sabah 3 arasında salgılanan büyüme hormonu cepte yuppi!..

peki o zaman şu anda yani 02:07'de ne işin var bu yazıda?..olmadı di mi?..önceden planlanan ve yaşamayan her şey gibi bu zekice(!) plan da dibi boyladı.

neyse üzülme..hem zaten pek üzülmüş bi halin de yok. haklısın da. zaten üzülecek bir şey de yok ortada.

hem sıra buna gelene kadar neler var neler.. kirlenmiş topraklar, zehirli sular, hormonlu sebzeler, eriyen buzullar, içimizi delip geçen kablosuz ağlar falanlar filanlar..

ölenler, öl(e)meyenler, sıkıcılar, yalancılar, gel ama sıkılırsıncılar, sakın gelmeciler, ah bi gelsenciler..

bir de sen varsın. sahi sen neden vardın?..

yorma beni şimdi cevabını bekleyemem. ama sen düşün yine de. ben dur dedim diye vazgeçme. istersen bir gün bana da söylersin cevabı. ama dinler miyim?..söz veremem.

geçen hafta kalkışma gecesinin ardından senin egonu görmüşler sokakta "çocuk yapmayacak kadar zeki olduğum için çok aşırı seviyorum kendimi" yazan bi pankart taşıyormuşsun? gerçekten yaptın mı bunu?..dur buna da cevap verme. bilmek istemedim zaten bildiğim şeyi..

bir de B planın suya düşmüş diyorlar. haberleri yok tabii sen X'ten başladın..merak etme açık vermem. aramızda. hatta o kadar orta bir noktamızda ki ikimize eşit mesafede olduğundan mıdır bilmem bir türlü sahiplenemedik konuyu..

bir de diyorlar ki senin bütün tersanelerine girilmiş, tüm kalelerin kuşatılmış, manikürün bozulmuş, büyüme hormonun durmuş ve hatta kaz ayakların haber yollamış müsaitseniz size geleceklermiş..

o değil de sen o masadan ne diye kalkarsın 11de yatağa giricem diye?..senin IQ kaçtı hocam?..bunun cevabını hemen alabilirim öyle çok hesap gerektirecek bir şey değil sanırım. ayy off tamam tamam sustum daha fazla üstüne gelmeye niyetim yok.

neyse ne diyodum?..hah şu tersaneler mersaneler kuşatmalar..olur öyle şeyler sıkma canını. hepsi geçer. geçirirsin. atlatırsın. hele bir de ölmezsen güçlenirsin. (Friedrich üstat'a selam olsun!)

gaz olsun diye söylemiyorum. uydurmuyorum. sadece kehanet..

muhtaç olduğun kudret mutfak dolabında zor zamanlar için sakladığın bi kavanoz nutellanın içindedir  diyecektim ki aklıma geldi nutella alkali değil. (ayy iyi ki aklım var çok şükür yareppim amin!)

şimdi elindeki laptopu sakince yere bırak. yok yok önce adam akıllı kapat. sonra güvenli bir yere kaldır. sonra limonlu suyunu iç. ışıkları kapat yoksa şu bıttırı zıttırı gece hormonu salgılanmaz. ve sonra bırak sabah olsun. uyanınca bi üstünden konuşuruz.

hadi eyvallah..






24 Temmuz 2016 Pazar

2/5


Sabahları uyanır uyanmaz zerdeçal-bal karışımından bir tatlı kaşığı atardı ağzına.. Üzerine de en sevdiği kupayla sert bir filtre kahve içerdi bahçedeki dut ağacına karşı..

Ama bu sabah tam kaşığı kavanoza daldırmıştı ki vazgeçti.

Vazgeçti sağlıklı olmaktan. Uzun yaşamanın bir anlamı yoktu diye geçirdi içinden. Ve hatta biraz pişmanlık çöktü üzerine. Bugüne kadar sağlıklı yaşam adına yaptığı şeyler geçti aklından.. "Gereksiz, anlamsız hareketler" dedi. Kızdı kendine..

Kahve makinesinin fokurtuları eşliğinde mutfak tezgahına dayanmış beklerken kupanın yarısını şekerle doldurmak geçti içinden. Ama hemencecik vazgeçti bu saçma fikirden. Hayatında hiç şekerli içmemişti ki kahveyi..Şimdi hali hazırda bozuk olan ağzının tadını hepten kaçırmaya hiç gerek yoktu.

Kahveyi alıp salona geçti. Bu sefer dut ağacına sırtını döndü. "Bugün de bensiz olsun!" diyerek..

Dut ağacının yaprakları hışır hışır sesler çıkarıyordu. Her zamanki gibi. Sanki her şey yolundaymış gibi..Sanki ona kimse küsmemiş gibi..

Kahveyi yarıladığında saat 06:30 olmuştu. Ama acelesi yoktu bugün. Madem ki kilometrelerce koştuktan sonra yine başladığı noktaya gelmişti o zaman her sabah koşmanın ne anlamı vardı ki?..

Tam 7 sene önce bir karar vermişti dut ağacının altında. Bundan böyle her adımın bir anlamı olacak, demişti. Tek istisna koşu bandının üstünde yaptığı antremanlardı. Bir saat koşup hiçbir yere ulaşamadığı için dalga geçerdi kendisiyle. Yine de yol almadığını düşünmüyordu. Yolu sadece beden almıyordu ki..

Ama şimdi..Başladığı noktada olduğunu fark edeli 6 saat olmuştu.

En tahammül edemediği şey "boşu boşuna"lıktı. Ve şimdi "boş yere" okyanusunun ortasında sırt üstü uzanmış bakıyordu gökyüzüne.

"Keşke Defne yanımda olsaydı." diye geçirdi içinden. Telefonu eline alıp "uyandın mı?" yazdı. Sildi. Halbuki uyanık olduğundan emindi. Aklına Defne'nin geceleri gönderilen "uyudun mu?" mesajlarıyla dalga geçtiği gün geldi. Hayır asla böyle bir mesaj gönderemezdi, sabahın köründe rezil olmanın gereği yoktu. Telefonu bıraktı elinden. Zaten Defne burada olsa ne fark ederdi ki?..Bu karanlık sabaha bir de şahit yazılacaktı hiç yoktan..

Sağlam bi kahvaltı yardımcı olur diye düşündü. Ama canı hiçbir şey yemek istemiyordu. Bir kahve daha içse ne güzel olurdu. Kararsız kaldı. Günde ortalama 3 kahve içerdi. Özel günlerde bu sayı 5'e çıkabilirdi. Bugünün de en özel günlerden olduğundan emin olsa da sabahın 7sinde 2. hakkını harcamayı göze alamadı. Bunları düşünürken kendine güldü. Hani sağlıklı olmaktan vazgeçmişti? Hani artık saymayı, toplamayı, çıkarmayı bırakmıştı?..

Kendine gülmek ne güzel bir şeydi. Hele ki kendinden vazgeçtiğini sandığın bir anda..Kendine gülmek kendine gelmekti. Kendini hatırlamaktı sanki diye düşünürken Defne'den gelen mesajın sesiyle irkildi.

"Üstat günaydın! Saat 07:07 sen kesin koşuyorsundur biliyorum ama konuşmamız lazım. Ofise geçmeden bi 2/3 yapalım mı? Not: 06:00'da 1/3 yapmışsındır eminim :)"

Şaşırdı. Güldü. İkinci kahveyi içmediği için mutlu oldu.

Ve "Günaydın, istersen 2/5 bile yaparız ;)" yazdı..

...








4 Temmuz 2016 Pazartesi

Tanrı ve Pedimu'su


- bana mı seslendin?
- hiç duymayacaksın sanmıştım.
- aşk olsun!..ne zaman çağırdın da gelmedim ki?
- bu soruyu gerçekten soruyor musun?
- kendi yolunu bul diye seni gizlice izlediğim zamanların dışında demek istedim.
- yani "hep geldim" diyorsun?
- hayır. hiç gitmedim, diyorum.
- ahh Tanrım!
- efendim canım?
- böyle biraz tuhaf oldu sanki.
- tuhaf değil de komik belki.
- neyse..bana yardım edecek misin?
- ediyorum ya işte.
- sanki yardım etmekten çok beni lafa tutuyormuşsun gibime geliyor.
- tamam sustum. hadi bakalım anlat..
- bazen her şey çok zor oluyor. sanki sen zorlaştırıyorsun. çok kızıyorum sana öyle anlarda.
- nedenmiş o?
- koskoca tanrı diyorum.. her şey yaratacak kadar güçlü madem..niye izin veriyor kötü şeylerin olmasına ki?
- çocuğum biz geçen buluşmada konuşmuştuk bunları. demiştim ya her ruh kendi seçimini yaşıyor diye.
- ama sen bilmiyor musun önceden? görmüyor musun izlemiyor musun olan biteni?
- o ayrı şey bu ayrı şey.
- nasıl ayrı?
- evet haklısın biliyorum, görüyorum ama karışmıyorum. karışırsam bir anlamı olmaz ki..hem bu senin yolculuğun.
- ben anlamam hocam. madem o kadar biliyosun, görüyosun bi el atmanı beklerim. en azından parmağının ucundan bi ittir. ne bileyim, madem yaratıyorsun bari takip et!
- ilahi çocuk! yine güldürdün beni!..
- bi soru sorucam.
- haydi sor sor!
- hani biliyosun bi konu var uzun zamandır canımı sıkan. birkaç adım da attım çözmek için. bu arada o kısımdaki desteklerin ve mesajların için teşekkür ederim. neyse, o problem çözülecek mi?
- ahh Pedimu.. bu soruya nasıl cevap verebilirim ki?
- basbaya verebilirsin. Tanrı diil misin? kesin biliyosun cevabı.
- ama ortada problem yok. olmayan problem nasıl çözülsün ki?
- hay bin kunduz!
- tamam tamam şaka yaptım. aslında yarı gerçek yarı şaka. şöyle ki, benim katımda problem değil ama sen onu problem olarak algılıyor ve deneyimliyorsun. 
- sadede gelsek?
- sabır Pedimu..senin sınavın bu işte. 
- hocam bana bilmediğim bir şey söyle..
- öyle bir şey yok ki.
- üfff tamam ya biliyoruz biliyoruz içimizde di mi!
- hadi tamam aldın cevapları oturduğun yeter, kendine gel..yok yok yanlış mesaj oldu "kendine git" demek istemiştim..bi de sabahları omega 3 almayı unutma.
- eyvallah hocam..saygılar..
- sevgiler bizden sana Pedimu!


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...