22 Nisan 2016 Cuma

Uykusuz Notlar



*"iyi insan olmak"la "kötü insan olmamak" bazen karıştırılıyor. iyi olanların tamamı bünyesinde "kötü olmama"yı bulundururken; kötü olmayanların sadece bazıları iyi insan sayılabilir. iyi olmak için kötü olmamak gereklidir; ama yeterli değildir. 

* biri için "aslında iyi bir insan" dediler mi cümledeki "iyi" düşer; "aslında" kayar gider; "insan" anlamını yitirir ve geriye sadece "bir" kalır. o da tek başına işe yaramaz..

* uçakta yanyana oturmak için tüm yolcuları ve uçuş görevlerini seferber eden çift sonunda yanımdaki adamı yer değiştirmeye ikna edip oturdular. "ne tuhaf" dedim içimden, "demek ki 1 saatlik uçuşta bile ayrı düşmeye tahammül edemiyorlar." yaklaşık 5 dakika sonra kavga etmeye başladılar. sonra küstüler. uçaktan indikten sonra adam bavulları beklerden kadın adamı bırakıp taksiye binerek uzaklaştı. sonra düşündüm.. acaba uçağa bindiklerinde ayrı yerlerde otursalardı, kasmasalardı yanyana oturmak için, her şey daha mı iyi olurdu?..müdahale edip kontrol etmeye çalışmasalardı?..sonra vazgeçtim. belki de her şey olması gerektiği gibi olmuştur. belki o kavganın edilesi vardır. peki bana ne?..onu bilemedim.

* arabanın benzin uyarı lambası yanıp sönüyor. sen gidip lambanın kablosunu kesiyorsun. "ohh" diyosun içinden "kurtuldum yanıp sönen ışıktan da o tiz sesinden de".. sonra kalıyorsun yolda. kıpırdamadan duruyorsun. "uyan" diyor birileri. "benzinin bitti" diyor diğerleri..duymuyorsun. kabul edemiyorsun. "ama ben kabloyu kestim" diye tekrarlıyorsun içinden.. insanlar geçiyor, zaman geçiyor, mevsimler geçiyor ve sen olduğun yerde duruyorsun. ahh sen..ahh..

* yüzyılın vebası "bilgi obezitesi" sarmış dört bir yanımı.. herkes her şeyi biliyor. onu okumuş, bunu okumuş, workshoplara gidilmiş, sertifikalar alınmış.. hepsi üst üste birikmiş. günü gelir lazım olur diye depolanmış. ama o gün hiç gelmemiş. gelse de evde kimseyi bulamamış. bilmem kaçıncı modül eğitimdelermiş; evde kimseler yokmuş. her şey ince ince öğrenilmiş. ama orada kalmış. durmuş. çürümüş. 

* bıraksalar en güzel kitabı sen yazacaksın, en iyi filmi sen çekeceksin, en muhteşem kariyer senin olacak..ama bırakmıyorlar işte di mi?.. mükemmeliyetçiliğinin esirisin. her şey mükemmel olacak derken hiçbir şeyin olduğu yok. ama olsa mükemmel olacak tabii tabii biliyoruz. seni uyandırmak gibi olmasın ama bir şey söylemem gerek: sen mükemmeliyetçi falan değil düpedüz tembelsin. bir de Oblomov vardır bilir misin? bilmiyorsan Google'a sor o anlatsın dicem de hiç umudum yok senden yana..neyse bölmeyelim sen devam et mükemmel uykuna; belki rüyanda görürsün..

* bir de şu "geribildirim" meselesi..isteyen isteyene.. herkes birinin yakasına yapışmış "geri bildir!" diye.. istesinler eyvallah..ama merak ettiğim bir şey var; acaba istediğin kadar ya da yarısı kadar veriyor musun?.. mesela instagrama "kahvesi muhteşem denemelisiniz" diye yazdığın cafedeki çalışanlarla da paylaştın mı bu yorumunu?:. tertemiz mis gibi bir tuvaleti kullandıktan sonra temizlik görevlisine teşekkür edip memnuniyetini dile getirdin mi?.. her sabah kahve aldığın starbucks'ta kasada sana adınla hitap edip gülümseyerek "hoşgeldiniz" diyen çalışana bu davranışının gününü nasıl aydınlattığından bahsettin mi hiç?..merak ettim sadece.

* psikolojide "horn etkisi" diye bir şey var; bir kişinin olumsuz bir özelliğinden yola çıkıp kişiyi tamamen olumsuz olarak değerlendirmek diye açıklanıyor. ve bugünlerde birine karşı horn etkisindeyim. geri kalan herkese, her şeye karşı "gel her ne isen gel" derken sıra ona gelince "hoppp! sen gelme git geri! ilk sağdan dönüp uçurumdan yuvarla kendini!" modundayım. bazen kendimi tanıyamıyorum. ve buna şahit olan yakın dostlarım da şaşkınlıkla izliyor beni. biliyorum. farkındayım. ama durduramıyorum kendimi. tüm kapılarımı kapatıyorum. üstüne kalın duvarlar örüyorum. onun duvarlarıma çarpmalara doyamaması ayrı yazı konusu şimdi girmek istemiyorum. üfff neyse işte bunlar hep Horn!..

* geçen gün ofisteki bir arkadaşımla bahçede kahve içerken bana dönüp "bazen sanki sen burda çalışmıyorsun gibi geliyor" dedi. "nasıl yani sen ne demeye çalışıyorsun ben çalışmıyo muyum?" diye sordum. "hayır alakası yok" dedi. "sanki sen bi süreliğine bizi izlemek için gönderilmişsin ve sonra ait olduğun yere geri dönecekmişsin gibime geliyor" dedi. bana uzaylı demeye çalıştı sanırım. üstüne gitmedim. dedim ki bana bi tane Horn yeter. ama yine de boş durmadım. bir sonraki kahve molası için laflar hazırladım. yarın olsa da içsek o kahveyi :)

*  bir şey daha var.. hani siyah nokta temizliği için olan bantlar var ya. bazen onlardan kullanıyorum. sonra da çöpe atmadan önce elime alıp ışığın altına tutup dakikalarca inceliyorum. böyle hipnotize olmuş gibi..her seferinde kendime bi çimdik atasım geliyo. "şşşt napıyosun aloo!" diye seslenmek istiyorum. kendimi en tuhaf hissettiğim anlardan biri. amaçsız, garip, komik, aptalca, zararsız falan filan..

* kendi masalının kahramanı olmak için yola çıkıp komşu masalın zindanında çürümek.. kader mi? uyku mu? kolaycılık mı? zayıflık mı? eziklik mi? hepsi mi? hiçbiri mi?.. bilemedim. ama bildiğim bir şey var; o da zamanı gelince masal kitabını kapatıp kitaplığa kaldırmak gerek. ve sonra kapıdan çıkıp adım atmak. yazmadan, çizmeden, senaryo çalışmadan.. olduğu gibi,olduğun gibi, sen gibi, ben gibi..



















2 yorum:

  1. O bantlardan ben de kullanıyorum bazen ve illa ki bakıyorum ne var ne yok diye :))

    Bu arada; bu yazı düzeni çok eğlenceli.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. yalnız olmadığımı bilmek güzel :)

      teşekkür ederim Fikriye..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...