14 Şubat 2016 Pazar

Pazar Notları


* bugün Cate Blanchett'in Carol filmini izlemeye karar verdim. 11.15 seansını yakalamak için sporu ekstra hızlı yaptım. duşa ışık hızında girip çıktıktan sonra filme yetişmiş olmanın haklı gururuyla girdim sinema salonuna. pazar sabahı olduğundan sanırım, benim dışımda sadece bi teyze vardı. film başladı, ama ben başlayamadım. içimde gitmeyen bir şeyler hissettim. başka şeyler düşünmeye başladım. film akmadı. olmadı. ara verilsin de ben de çıkıp gidiyim istedim. acaba arayı beklemesem mi diye düşündüm. ama şimdi kalkarsam teyzeye ayıp olucak; gölgem ekrana düşecek falan derken aaa bi baktım ki teyze çatt diye çıkıp gitti. ben de hemen arkasından tabii.. ve sonra mutlu oldum. iyi ki başladığı şeyi ne olursa olsun bitirenlerden değilim. iyi ki sevmediğim kitapları filmleri, şarkıları yarıda kesme cesaretim var dedim kendi kendime. yoksa çok sıkıcı olurdu her şey.

* "sen neden her buluştuğumuzda espresso içiyosun?" diye sordu. "çünkü espresso makinesi almak istemiyorum" dedim. "nasıl yani?" diye sordu şaşkın bi şekilde. ben de anlattım: evde filtre kahve makinem ve türk kahvesi makinem var. ve her ikisini de dışarıda içebileceğimden çok daha güzel yapıyorum (evet öyle kesin, net ve evet ego tavan) ve bunlardan birini sipariş ettiğimde hep "ayy bu da neymiş ben daha iyisini yaparım" havası geliyor üstüme. sevmiyorum o havamı. ve ısrarla espresso makinesi almıyorum ki dışarı çıkınca içecek bir şey kalsın. o yüzden iyi espresso yapan yerlere gidiyorum; içiyorum ve "yaa bu espresso müthiş bişe iyi ki de buraya gelmişiz" diyorum. tamam.. şimdi elindeki telefonu sessizce yere bırak ve ben 10'a kadar sayarken uzaklaş dostum! tahmin ettiğin gibi bu yazı iyi bi yere gitmeyecek ya da hababam sınıfındaki inek şaban'ın dediği gibi "çocuklar gelmeyin tünelin ucu kötü bi yere çıktı" :))

* genel olarak paylaşmayı seven biriyim. özellikle de yakın dostlarımdan hiçbir şeyi sakınmam, saklamam. her şeyi konuşurum. sevdiklerimi, sevmediklerimi, başıma gelenleri, başıma gelmesini istediklerimi, korkularımı, hayallerimi, onu, bunu, şunu.. ama fark ettim ki ortada bir otorite varsa bazı şeyleri saklamaya meyilli oluyormuşum. özellikle de o otoriteye bağlı başka insanlarla ilgili negatif durumları. anneye-babaya kardeşinle ilgili , hocaya sınıftaki biriyle ilgili ya da yöneticine ekip arkadaşınla ilgili negatif yorumlanacak bir şeyi söylemek gibi.. sanırım söylediğim şey yüzünden bir başkasının kötü etkilenmesi beni çok korkutmuş. ve bu yüzden de hep o kısımların üstünü örterek, onları koruduğumu zannederek ilerlemişim. kendini ifade etmekle başkası hakkında dedikodu yapmayı birbirine karıştırmışım sanırım. kendime yakıştırmadığım için de susmayı tercih etmişim. neyse çok uzatmadan son durum bilgisi paylaşmak istiyorum: artık öyle yapmıyorum! 30 yaşında fark edip değiştirdim ve sonuçtan çok memnunum evet :)

* "bende dvd'si olan bir şey televizyonda bi kanalda çıkınca daha keyifli izliyorum" dedi. anlamadım. "nasıl yani?" diye sordum. ben hep tam tersini düşünmüşümdür. (gerçi yıllardır evimde televizyon yayını yok o yüzden bir şeyin tv'de çıkması durumu bana pek bir şey ifade etmiyor.) ama yine de düşününce "dvd'den izlemek daha rahattır bence" dedim. "bilmem neden, ama bana tv'de olması iyi geliyor." dedi. üzerine gidip 234 soru sorduktan sonra anladım ki ona iyi gelen şey o anda aynı kanaldan binlerce kişiyle o filmi izliyor olmasıymış. kalabalıkların içindeki yalnızlıktan girip kalabalıktan güç alıp yalnızlığını teselli eden bireye kadar uzandık. ve sonra fark ettim ki ben de ipodumda olan sevdiğim bir şarkı radyoda çalınca mutlu oluyorum. ama bunu analiz edecek halimiz ve zamanımız kalmadı; bir sonraki espresso buluşmasına inşallah :)

* ingilizce'de "guilty pleasure" diye bi söz var. direkt "suçlu zevk" diye çevirirsek kulağa pek hoş gelmiyor o yüzden de aslında türkçe'de bir karşılığı yok. insanın beğenmekten utandığı, kendine yakıştırmadığı bir şeyden uzak kalamaması diye açıklayabilirim. ve bu hafta bu suçlu zevkin içine düştüm. kendimi sürekli justin bieber dinlerken buluyorum. ve bu günahımı da sizlerle paylaşmak istedim buyrun. (ama justin bieber gibi değil gibi di mi bu şarkı? yani aslında sayılmaz di mi? saçmalıyorum di mi? eyvallah Justin reis!)


3 yorum:

  1. Güzel bir paylaşımdı. Şarkı da buna dahil.

    YanıtlaSil
  2. Gezdikçe daha derine düşüyorum daha da eskilerine yorum yapmıyorum :)) ama gezmeye devam :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...