6 Şubat 2016 Cumartesi

Cumartesi Notları



* bu aralar sapyoseksüel olmak revaçta sanırım. ben en son metroseksüelde kaldığım için algılamam geç oldu. neyse, bilmeyenler için açıklayalım: latince'de akıllı/bilge/zeki anlamına gelen "sapien" kelimesinden türetilen sapyoseksüel, karşı cinsin zekasından etkilenir. yani örnek vermek gerekirse sapyoseksüel bir erkeğe "bir kadının ilk önce neresine bakarsınız?" diye sorduğunuzda hızlıca "beyin tomografisine" şeklinde cevap verir. hayır o değil de, latince falan ama kelimede "sap" olması beni bi sorgulattı..neyse, işte bu ara çok var bundan. armudun sapı üzümün çöpü demeden önce bi düşünmek lazım. beyin önemli evet! bu arada önemli olan beyninizin boyutu değil kıvrımları diye de son bi hatırlatma yapmak isterim.

* uzun yıllardır birlikte olduğum sarı saçlarımı koyu renge boyattım. herkes pek bi beğendi "tamam bu renk süper sen hep böyle kal" diyenlerle ilgili bir arşiv çalışması yaptığımda yıllar önce sarıya boyattığımda da aynı tepkiyi verdiklerini tespit ettim. saçları mı sorgulasam yoksa dürüstlüklerini mi derken bi kahve içtim ve "aman yaa belki de bana her renk yakışıyordur ondan öyle söylediler" diyerek çıktım işin içinden. sonra -neden bilmem- birazcık daha düşündüm (sanırım koyu renge geçince röfleye teslim ettiğim 324 puan IQ geri geldi, sapyoseksüel dostlara selam olsun) bir şeyi beğenip sevdiğimizde sabitlemeye mi çalışıyoruz acaba?.. garanti olsun hep öyle dursun diye?.. belki de hareket sevdiğimden dostlarıma "yorum için teşekkür ederim ama yarın hangi renkle karşına çıkacağımın bi garantisi yok" diyorumdur kimbilir..

*  yakın zamanda domuz gribinin başka bir versiyonuyla paylaştım hayatımı. (henüz hastalığa isim bulamamışlar ben kısaca "buldozer" demek istiyorum) ilişkimizin ateşli dönemi yaklaşık 14 gün sürdü. fişim çekildi; her şey durdu. işe gitmek yasak, evden çıkmak yasak, insan teması yasak.. sesim gitti, geri geldiğinde tanıyamadım. hala başka biri konuşuyormuş gibi geliyor. neyse ne diyodum ben.. buldozerle geçen günlerin ardından ağrısız acısız nefes alabilmek çok güzelmiş!.. durduk yere mutlu oluyorum. doktordan temiz raporunu alır almaz Yaşam Atölyesi'nde Aret Vartanyan'ın "Gerçekten Yaşıyor Musun?" adlı 2 günlük workshop çalışmasına katıldım. buldozerle başbaşa geçen 14 günün sonunda ilk defa sosyalleştim. az da olsa konuştum. aynı anda bir odada tam 10 kişi gördüm düşünebiliyor musun!.. ceplerim dopdolu çıktım atölyeden. öğrendiklerim, paylaştıklarım, projelendirdiğim hayaller bir yana, kendim için bir şey yapmış olmanın mutluluğu ve rahatlığıyla döndüm eve. buldozer çok bozuldu tabii, ertesi gün eşyalarını toplayıp terk etti evi. naparsın işte mukadderat..

* yaklaşık 2 sene önce başladığım "evrensel enerji" eğitimini de bu ay tamamladım. toplam 20 aşamadan oluşan eğitimin sonunda master olmaya hak kazandım. başladığım günden bu yana beni ve sevdiklerimi şifalandıran bu eğitime katılmama vesile olan dostuma çok teşekkür ederim. ve 2 yıldır her gün ödevleri düzenli bir şekilde aksatmadan yapan ve ne olursa olsun adım attığı yoldan vazgeçmeyen kendime de teşekkür ederim evet tabii!..ayy iyi ki ben varım yoksa nasıl biterdi bu yollar :))

* bir de kedi konusu var.. her ne kadar kendimi bir köpek insanı olarak tanımlasam ve kedilerden korksam da son zamanlarda kafamda "acaba ben bi kediyle mi paylaşsam evimi" şeklinde deli sorular dönüp duruyor. hayır yani henüz hayatımda hiçbir kediye dokunmuşluğum yok. acaba dokunmadan ev arkadaşı olunur mu?.. bilemedim. aranızda bilen, gören, duyan varsa tecrübelerini benimle paylaşabilir mi acaba?.. şimdiden teşekkürler kedi dostları! (hemen de dost most havaya girerim!)

* o değil de, şimdi, elimde sihirli lamba olsa bi güzel parlatsam diyorum.. için den cin çıkıp "dile benden ne dilersen" diye sorduğunda "bırak bu işleri cinoş yaa çık otur koltuğa karşılıklı bi kahve içelim hem falına da bakarım" diyesim var. hayır fal da bilmiyorum ki neden bu şefkat ne bu misafirperverlik?..ayy acaba kedi mi alsam. alsam mı?..bilemedim :)

* sen sormadan anlatmak istedim; fotoğraftaki beyaz çiçeklerin arasında kabak gibi sırıtan pembe gül'ün hikayesi var. her hafta yan sokaktaki tatliş tontiş çiçekçi amcadan bi demet çiçek alırım. ve her seferinde "evdekilere mi alıyosun? yoksa dışarı hediye mi olacak?" diye sorduğunda "yok yaa kendime alıyorum tutacağım yeri sarsanız yeter yorulmayın sarmakla paketlemekle" dediğimde "ayy sen kendi kendine mi çiçek alıyosun kızım ama neden yaa bırak başkaları sana alsın" diye başlar ve bana indirim yapmakla kalmaz dükkandan çıkarken "al kızım bu da benden sana hediye olsun" diyerek bir tane farklı çiçek hediye eder. ben kendisine her ne kadar "amcacım üzülme, 7 kocam olsa da ben kendime çiçek almaktan vazgeçmem, seviyorum kendimi napiyimmmm" desem de ikna olmaz. ve bu sahne her pazar öğleden sonra tekrarlanır. ama napiyim yaa seviyorum kendimi napiyim kedi mi aliyim? ayy ben kedi mi alsam ne yapsam :))

4 yorum:

  1. Ne kadar doğru şeyler söylemişsiniz :) ben de kendime çiçek almayı severim ama insanlara kendi kendine çiçek alması garip geliyor .
    Sapyoluk moda mı olmuş ya güzel bir şey ama bence insanın dış güzelliği belli süre sonra değişiyor ama zihnin değişmesi zor olur

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. MariPosa,

      inanıyorum ki yeterince istek ve heves varsa zihin bile karşı duramaz değişir ;)

      Sil
  2. Keyifli bir yazıydı. Başkalarına çiçek aldığım gibi kendime de çiçek alırım. Bir ara Alaaddinin lambasından çıkan cin oldum. "Ne dilersin dile benden" dediğimde muhatabım "Ben bir şey yapmadım, ben bir şey yapmadım; özür dilerim" dediğinde de gülmekten bayıldım... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. hahaha çok iyiymiş ya korkunç bi cin olmuşsun!

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...