26 Aralık 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları


* "kendini sevmek"le "kendine aşık olmak" arasında fark var. aşkın gözü kördür misali, kendine aşık olanların anlayamayacağı kadar küçük; kendini "gerçekten" sevenlerin de görmezden gelemeyeceği kadar kocaman bir fark.. 

* aşk demişken..dönüşmeyen ve/veya dönüştürmeyen aşk ne olur?..uçup gider mi? yoksa o uçan şey aslında aşk değil de gaz mıdır?..

* ve aşk demişken.. "çiçeğe böceğe aşığım!" , "ben hayata aşkla bağlıyım!" ve hatta "benim için nefes almak aşk nefes vermek aşk" diye ortalarda gezinenlerin tamamının karşı cins söz konusu olduğunda "aşk"tan bihaber olması tesadüf olabilir mi?.. bir adamla/kadınla yaşan(a)mayan aşk çiçeğe, böceğe, nefese karışabilir mi?..yoksa Elif Şafak'ın Aşk kitabında yazdığı gibi başlı başına bir dünya mıdır aşk; ya ortasındasındır tam merkezinde ya da dışındasındır hasretinde.. bilemedim şimdi.

* bir ara çok popüler olan "tükenmişlik sendromu" yerini "tıkanmışlık sendromu"na bırakmış. kime rastlasam aynı dertten muzdarip. köşeye sıkışmışsın.. tüm yollar kapanmış. mevcut durumundan başka bir seçenek yokmuş gibi hissediyorsun..ve hatta gelecek geçmişin bir kopyası gibi yaşanacak varsayımı peşini bırakmıyor. peki neden?..milyarlarca varlığa kucak açan evren seni neden çaresiz/seçeneksiz bıraksın? acaba..asıl sorun kıtlık bilinci olabilir mi?.. her şeyden herkese yetecek kadar var desem..fikrin değişir miydi?..

* bir arkadaşım önemli bir işi çıktığı için birkaç saatliğine 5 yaşındaki çocuğuyla ilgilenmemi istedi. seve seve kabul ettim. az sonra kapımda bir cüce belirdi. kendisi kadar bir sırt çantası -içinde ne varsa cüceyi sırtından aşağı doğru çekecek kadar ağır-, bir elinde i-Pad, bir elinde saniyede 53536 kere zıplattığı minik lastik bir top. kuralları baştan koyalım dedim ve kendisine iki seçenek sundum. ya arkadaş olacaktık ve ben okulundaki herhangi bir arkadaşından farksız olarak kendisiyle tam anlamıyla eşitlenecektim; ya da dümdüz bir abla-kardeş ve hatta teyze-yeğen olacaktık ben de büyük olmanın tüm otoritesine sahip olacaktım. hemen "arkadaş olalım!" dedi. biraz oyun oynadık, bir şeyler yedik. sahneye tam bir 5 yaş rolüyle çıktığımı söylememe gerek yok sanırım :) neyse, bir saat sonra gelip yanıma oturdu "Raso sana bişe dicem. bence sen abla ol çünkü iğrenç bi çocuk oluyosun." dedi. "ablaya Raso denmez utanmıyo musun!" dedim. neyse ki bu geçişlere ayak uydurabilen bir cüceyle birlikteydim :) özetle, bana çocuk bırakmayın. ya da bırakın. belki onun da tekamülünde ben varım kimbilir?..

* cenaze ve sonrasında soğuk algınlığı nedeniyle uzun süre ofise gidememiştim. günler sonra ilk defa gittiğimde çekmecemi bi açtım ve 10 gün önce bi ısırık alıp bıraktığım gofreti gördüm. hayatta her şey belirsiz. başımıza ne zaman ne geleceği belli değil. ve o zavallı gofret çöpe gitmeyi hiç hak etmiyor. yani açtığınız gofreti bitirin bence evet tabii öyle evet!




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...