29 Kasım 2015 Pazar

Pazar Notları


* son günlerde anladım ki "inadına.." diye başlayan cümleler hiçbir zaman gerçek anlamda tamamlanamıyor. çünkü inat hiçbir şeye eşlik etmiyor aslında. barışa bile.. o yüzden "inadı bırak" dedim kendime. henüz ikna edemedim ama en azından deniyorum. dünyayı kurtaramasam da kendi dünyam için umut var hala..yani bence biraz..

* uzun zamandır görmediğim bir grup arkadaşla sonunda buluştuk. koskocaman yuvarlak bir masanın etrafına toplandık. kişi başına 1325 kalori düşen yemek sonrasında görüşmediğimiz süre boyunca 25 kilo veren arkadaşımızı sorguya çekmeye başladık. nasıl yaptın? karatay mı dukan mı? yoksa aşırı spor mu? zayıflama hapları mı falan derken "ayy susun biraz şimdi sırrımı açıklıyorum" dedi. hepimiz sustuk. kahvesinden bir yudum alıp peçeteyle dudağının kenarını zarifçe sildikten sonra "bunca yıldır her şeyi denedim.o saydıklarınızın hepsini yaptım ama bu denediğim son yöntem gibi işe yaramadı." dedi. aramızdan biri dayanamayıp "yaa hadi ama söyle artık ne yaptın!" diye atladı. aşırı zayıflayan dostumuz kahvesinden bi yudum daha aldıktan sonra "işte tam olarak kaçırdığınız nokta burası; önemli olan ne yaptığım değil; ne yapmadığımdı" dedi. "hay bin kunduz!" dedim içimden. aynı anda o da konuştu "yemedim arkadaşlar ye-me-dim!" dedi. ne kadar da basit bi yöntem di mi?..

* bazen google'a girip resimleri karıştırıyorum. sonra instagram, sonra tumblr..yok. arthur'dan daha güzel tek bi ağaç bile yok. benim ağacım diye söylemiyorum çok ciddiyim. arthur'un güzelliği, asaleti, kendi içindeki karmaşık düzeni hiçbirinde yok. ne de olsa 15 yılımı taşıyor kolay değil benzerini bulmak :)

* arthur mevsimine girdiğimiz için kahve buluşmalarımız hep arthur'un karşısında olacak şekilde organize ediliyor. ve hatta artık arkadaşlar "arthur müsaitse akşam bi kahvesini içmek isterim" tarzında mesajlar atar oldu. bu arkadaşlar zamanında "raso sen manyak mısın arthur diye ağaç mı olur" şeklinde dalga geçtiklerini unuttular; siz yine de uyandırmayın böyle mutlular sanırım.

* bu sabah 5'i 7 geçe uyanıp kendime zencefilli limonlu kış çayı yaptım. arthur'un ışıklarını açıp karşısında içerken durdum; sonra kendime dedim ki "iyi ki ben varım. yoksa bu saatte kiminle kış çayı içecektim?"..





22 Kasım 2015 Pazar

Pazar Notları


* iki şey arasında sıkışıp kaldıysan..bir türlü hangisini seçeceğine karar veremiyorsan.. acaba şu anda gündeminde olmayan ve hatta bihaber olduğun 3. bir seçenek var desem?.. hayır aklını daha fazla karıştırmak gibi bir niyetim yok. sadece kendi tecrübeme ve hislerime dayanarak diyorum ki; eğer iki şey arasında kalıyorsan belki de ikisini de istemiyorsundur. çünkü bir şeyi "gerçekten" istediğin zaman tüm varlığınla o tarafa doğru çekilirsin. bırak diğerleriyle karşılaştırmayı, diğer seçeneklerin farkına bile var(a)mazsın. ben mesela.. "bal mı reçel mi?" diye sorduklarında hep "nutella" diye cevap veririm. bilmem anlatabildim mi :)

* çok sevdiğim dostları bir araya getiren bir doğumgünü yemeğindeyiz.. makarnalar, şaraplar derken koskocaman çilekli çikolatalı pasta geldi masaya. tam pasta ustasına saygı moduna geçecektik ki "ayyy bu pasta çok kaloriliiiiii" diye bir ses duyduk. kendince amerika'yı yeniden keşfeden arkadaşın bu mühim açıklamasını yok saymaya çalışırken "ayyy ben çok kilo aldııııım" dedi. içimden bu güzel ortama kim getirdi bunu diye geçirirken birkaç saat önce onu getirene telefonda "tamam getir ama sessiz dursun bari" dediğim geldi aklıma. kendime kızmaya fırsat bulamadan yanımda biten arkadaş bana dönüp "ya biliyo musuuuuun geçen sene sevgilimden ayrıldığımda çok kilo vermiştiiiim ayy acaba yine çıksak beni terk etse ne güzel olurdu di miiiii" dedi. "evet" dedim. "çok iyi olurdu; ama söyle çok uzun uzun terk etsin en az bi 50-60 kilo ver" diye ekledim. "ayy saçmalama zaten 53 kiloyum ayy yoksa 60 mı gösteriyorum?" diye sordu. "üzülme,  pastayı ekmeksiz ye geçer" dedim. evet. ben. kendim. hepsini. dedim!

* bu aralar etrafta çok sayıda 50 yaşına gelince ya doğurmadığıma pişman olursam korkusuyla hamile kalmaya çalışan 35-40 yaşlarında kadınlar var. anne olmak, çocuk sevmek/sevmemek ya da çocuk sahibi olmayı gerçekten isteyip istemedikleri konularında bi fikirleri yok. önemli olan yumurtalar bitmeden çocuk doğurmak. çocuğu bi doğursunlar diğer şeyleri sonra düşünürlermiş. sanırım çok fazla eğitime gitmişler. özellikle de hani şu etkili lider olmanın 432563 yolunun anlatıldığı eğitimlerin "stratejik düşünmek ve proaktif olmak" bölümünü çok tutmuşlar. kolay değil 15 yıllık stratejik kalkınma planı yapmak. haklılar tabii. başarılar diliyorum. 

* bazıları mutluluğu belirli sayıda dilimi olan bir pasta sanıyor. dilimler kapanın elinde kalıyormuş gibi.. o yüzden de kendi mutsuzluklarının sebebini başkalarının mutluluğuna bağlayanlar bile var. halbuki herkesin kendine ait bir pastası var. hangi dilimin ne olacağına da kendin karar veriyorsun. ister 7 renkli gökkuşağı pasta seç, istersen her dönem başka bir renk..ister dilimlerini paylaş ya da kendinden bile saklayıp diyet yap..hepsi sana kalmış.

* hani şu çok moda olan "farkındalık" tandanslı workshopların bi bölümünde "bugün hayatının son günü olsa ne yapardın?" diye sorulur ya, ben de bi hata ettim gittim en sorulmayacak adama sordum. önünde ki boş burger king tepsisine bakıp "bu yemeğin başında olmak isterdim" dedi. işte an'da olmak böyle bir şey evet! (soruyu sormadan 20 dakika önce tepside xxl bir menü olduğunu eklemek isterim)

* acaba bu kadar çok insan "yalnız olmaktan" korkmasaydı.. dünya daha güzel bir yer olur muydu?..

* ve kendini çok sevenlerin sayısı artsaydı..ve bencillerin. ilk önce kendini düşünenlerin..her şey çok daha güzel olmaz mıydı?..

* bu arada müthiş bir sonbahar kampanyası başlamış. son 1 yıldır dolabında asılı duran ama hiç giymediğin giysilerden, her sabah söylene söylene gittiğin ama hiç sevmediğin işinden, sırf yıllar önceden tanışıklığın var diye görüştüğün ama yanında gerçek ol(a)madıklarından ve şu son 5 kilodan yapraklarını döken ağaçlar gibi kurtulabilirsin.kampanya bitmeden yararlanmak lazım kaldı son 1 hafta ;)

Not: fotoğrafta gördüğünüz gibi Arthur'u kutusundan çıkardım. noel kutlamaları resmen başlamıştır!


7 Kasım 2015 Cumartesi

kendime notlar



"dans eden bir yıldız doğurabilmek için kaos olmalı insanın içinde" demiş Nietsche.

ben de diyorum ki, toparlanmadan önce dağıt biraz!

dolapları, çekmeceleri dök..sonra yeniden yerleştir..

ve eski yerlerine yerleş(e)meyenlere yol ver!







bazı sabahlar -bugünlerde kendini nedense Godot sanan- güneşi beklemeden yola çık!

saate bakma..kilometre sayma!

sadece ardarda adımlar at kendine doğru!





streching sonrasında "bi 5 km olsa onu da koşarım!" diye gaza getirme kendini.

abartma :)

dinlenmeyi unutma.






bir de kahvaltıyı tabii..

tek kişilik de olsa özeni hak eder kahvaltı.

çünkü sen de biliyosun ki sanat sadece duvara asılan şeylerden ibaret değildir.

yulaf lapası pişirirken söylediğin şarkıya eşlik eden kahve makinesinin hırıltılı sesidir mesela..ya da kaseye dizdiğin vişnelerin nevresime yakışmasıdır.. ve sen bunları düşünürken meraklı gözlerle pencereden içeri bakan bahçedeki kedinin karışık çizgili tüyleridir..



gün ne kadar yoğun olursa olsun içinden kendine zaman (ç)al.

ustalar ne demişti hadi hatırla!

"insan her gün kendine 15 dakika ayırmalı; çok yoğun olanlar da yarım saat"


çok sevdiğin dostundan gelen demlik takımını kullanma hevesiyle binbir çeşit çay keşfet mesela..

bazılarını sevip "ben bunu neden daha önce denemedim ki?" diye sor kendine.

bazılarını da denemeden bırak. o renkten ve kokudan hayır gelmez bence de haklısın. boş yere yapıp döktüğün için üzülme; sana yazık olacağına ona yazık olsun ;)





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...