14 Eylül 2015 Pazartesi

Pazar Notları


* herkes "olmuş"un peşinde. şöyle olsun, böyle olsun, üstüne bir de bu olsun bla bla bla.. bu "olmuş" kriterleri beyaz atlı prenste bile yok sanırım. peki birlikte olmak,yanında getirdiklerini ortaya koyup paylaşmak ve birlikte dönüşmek değil midir?.. iki "olmuş" bir araya gelirse çok sıkıcı olmaz mı?:.

* bazı insanlar şey gibi değil mi.. hani sanki onu çocukken havaya atmışlar da sonra tutmayı unutmuşlar gibi.. evet başka açıklama bulamadım. buradan anne babalara sesleniyorum; çocukları havaya atın, hoplatın falan filan tamam da geri tutmayı unutmayın. hadi diyelim unuttunuz, kurumsal hayata dahil olmasına izin vermeyin rica ederim. saygılarımla(!)

* "ben facebook'ta, instagram'da öyle önüme gelen her şeyi like etmem" dedi. "nasıl yani?" diye sordum. "prensip meselesi" dedi. "peki" dedim. sonra düşündüm; acaba sosyal medyada bir şeyi like etmek (beğenmek) bu kadar büyük bir şey mi? like ettiğimiz kişiye oscar mı vermiş oluyoruz sanki?.. bir şeyi like ederek "muhteşem! dünya üzerinde gördüğüm en mükemmel paylaşımlardan biri" gibi bir mesaj verildiğini sanıyo olabilir mi acaba?.. bana göre like etmek, "paylaştığın şeyi gördüm, burdayım, senin farkındayım" demek gibi bişe.. yani üzgünüm ama bu kadar ego yapacak bir şey değil; yani ver gitsin :)

not: hayır sevgili dostum Chiara hayır! like ediyo diye senden hoşlanıyo anlamına gelmez hayır! bunun için daha fazlası gerek daha fazla ısrar etme :)

* çocukken "büyümek" çok uzak geliyor. ve büyüyünce yapabileceklerin sınırsızmış gibi.. mesela ben, büyüyünce acılı bir şeyler yiyebilirim sanıyodum. olmadı. büyükler gibi alkol tüketebilirim sanıyodum. olmadı. büyüyünce hiç ağlamam sanıyodum. olmadı. büyüyünce okul derdi olmicak ödevle uğraşmicam sanıyodum. hazır ol dostum: işte bu oldu :))) işi ofiste bırakmak kadar rahat bir şey var mı?.. düşünsene, eve geliyosun ve hiç ödevin yok. ayy durduk yere sevindim şimdi!

* yakın dostlarımla "haddoloji" projesi üzerinde çalışıyoruz. projeyi genel olarak özetlersek; öncelikle dünya üzerinde haddini bilmeyen tüm insan görünümlüleri bi kampa topluyoruz. iflah olmayacakları ayırıp kazanlarda yakıyoruz. bi ihtimal düzelir dediklerimizi de üniversitelerde açtığımız "haddoloji" bölümüne kaydedip yakından takip ediyoruz. 4 yıllık haddoloji bölümünden mezun olanlar "haddini bilen" diploması alıp insanlar arasına karışmaya hak kazanıyor. nasıl proje? sizlerin fikirleri çok önemli, bu konuda eleştiriye ve yeni fikirlere de açığız; ayrıca eğitmen kadromuzda eksikler var haddolog olmak isteyenler bana ulaşabilir :)

* ve son olarak.. anne-baba olmak, başkan olmak, yönetici olmak, patron olmak, padişah olmak.. bunların hiçbiri sana tabi olan insanlara hizmetkar muamelesi etme hakkını vermez. tam aksine, bu unvanlar senin insanlığın için birer sınavdır. insanlıktan çıkmadan yönetebiliyorsan, ilham veriyorsan, unvanın arkasına saklanmadan iletişim kurabiliyorsan ne güzel.. yok değilse; işte o zaman korkma titre!.. çünkü cennet de cehennem de burada ve yaptığın-yapmadığın her şeyi karşında bulacaksın. kırdığın her kalp, sebep olduğun her gözyaşı, çektirdiğin her "ah" gelip seni bulacak. ve emin ol, bu buluşma için fazla beklemeyeceksin. 

*** fotoğraflar bu hafta sonu arsuz'da çekildi. ekrana çok yaklaşmayın güneş yakıyo dikkat :)))








4 yorum:

  1. Ha ha ha haddoloji süper fikir. Ama iflah olmazları yakmayalim ya acımasızlık olur sanki. Likelamayan arkadaş nasıl da bir önemsenme ihtiyacı içerisinde yazııık

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. bu fikrini yönetim kurulunda paylaşırım mutlaka ama benim oyum yakmaktan yana :)))

      Sil
  2. "Pazar Notları" başlığını görünce bir an aklıma Haşmet Babaoğlu geldi. Pazar günleri Haşmet üstadın "Pazar Notları"na doyum olmuyor. Sonra baktım Cumartesi Notları da varmış ;)

    Vaktim oldukça uğrayacağım bloguna, güzel içerikler var gibi duruyor genel ve hızlı bir göz atmaya göre... :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...