29 Eylül 2015 Salı

ayna ayna söyle bana!


ben kilise değilim.
beni mum gibi yakıp günahlarını temizleyemezsin.

ben doktor değilim.
sana teşhis koyup reçete yazamam.

ben harita değilim.
eline alıp yolunu bulamazsın.

ben anne değilim.
başını dizlerime koyup "geçer" dememi bekleyemezsin.

ben tamirci değilim.
bozuk parçalarını düzeltemem.

ben rüzgar değilim.
seni sürükleyemem.

ben bahçe değilim.
umutlarını ekip filizlenmesini bekleyemezsin.

ben...
aynayım.
aeni sana gösteren Sen'im..
ama ışık yoksa hiçbir şey göremezsin.
çünkü aynalar bile karanlıkta göstermez.

ve unutma ki,
karanlığından çıkmayı seçip gelirsen bana,
görmek istediklerini değil;
sadece görmeye cesaret ettiklerini
bulacaksın karşında..





28 Eylül 2015 Pazartesi

toplantı notları vol 356237

ra: kukumav selin kalk da şu işi halledelim artık!
selin: sakin ol biraz...düşünelim.
ra: düşünürsek düşeriz.
selin: belki düşmemiz gerekiyodur kalkmak için.
ra: belki de gerekmiyodur..belki bazı şeyler basitçe basittir?
selin: zorluyosun beni bu aralar.
ra: sen de beni sıkıyosun bebeğim her şey karşılıklı.
selin: sence gerçekten her şeyi mahvetmiş olabilir miyiz?
ra: kendi adına konuş!
selin: hiç sıyrılmaya çalışma; bizdensin! aynısının laciverti yani..
ra: maalesef siz yenilince ben de yenilmiş sayıldım evet.
selin: komik değilsin.
ra: tamam tribe bağlama konuya gir.
selin: bişe dicem ya kendini gerçekten tanrı zannediyo olabilir misin sen? hani çocuklar şaka yapıyo arada..yoksa ciddiye mi alıyosun?
ra: ne münasebet! ne sanması! bizzat tanrıyım!
selin: hahahahah peki tamam
ra: asıl sorun ne biliyo musun Selinimu.. ben bu gerçeği kabullenip her nefeste yaşarken sen işi dalgaya alıp inkar ediyosun. yazık..çok yazık!
selin: bunu yaz bi yere başka bi toplantıda konuşalım. asıl konuya gel.
ra: uuu baby ciddi stayla! geliyim tabii ama ortada bi konu yok.
selin: peki ya bugün olanlar?
ra: illa konu edicem diyosun?
selin: etmeyeyim mi?
ra: etme.
selin: ne yapiyim?
ra: üstüne bi uyu.. uyumadan önce dur biraz. nefes al. defterini aç bir şeyler yaz çiz.. hani şu yeni başladığın dizi vardı ya ondan bi bölüm izle.. sabah yine konuşalım.
selin: kendimi kandırır gibi olmaz mıyım?.. sahte olmaz mıyım?..kötü olmaz mıyım?
ra: ahh Selinimu!.. yaptığın hiçbir şey kötü değildir. hiçbir şey affedilmez değildir. hiçbir şey geri dönülmez değildir. tanıdık geldi mi bi yerden?
selin: yalnız bu gol olur.
ra: biri atar; ikisine sayı yazılır.
selin: eyvallah hocam..



27 Eylül 2015 Pazar

Pazar Notları


* sağlam duruşlu bir pesimist her zaman sahte bir iyimserden iyidir. hissine ve fikrine katılmasam bile maskesiz olduğu için sevimli gelir bana. hatta birazcık eğlencelidir. komiktir. bugün daha iyi anladım bunu. 

* ben onun yaşındayken, o benim yaşımdayken.. ben Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaşın iki katından 12 eksikken.. o kadar çok rakama ihtiyaç var mı cidden?..

* farklı yüzyıllar, farklı insanlar, farklı mekanlar.. ve aynı hisler.. ve onları bi tarafa bırakıp ısrarla beynimizi kullanmaya çalışan biz.. komik miyiz?..

* iç sıkıntısının dolunayla bir ilgisi olabilir mi gerçekten?.. yoksa dolunay sadece paravan mıdır?.. biraz cesaretimiz olsa arkasında saklananı görebilme şansımız var mıdır?..

* çok uzun zaman önce "ne yapmalıyım?" diye sormuştum. ve dün akşam kendimi zor ikna edip çıktığım yürüyüş sonrasında duş alırken geldi cevap. şaşırdım. sevindim. heyecanlandım. kalakaldım ve sanırım duşta haddinden fazla su harcadım. (buraya utanan surat ekleyelim) baştan sona "ben" olan bir yolun biletini almış gibi hissediyorum. bunca olan biten sanki bu yola çıkmak için hazırlanmış gibi.. henüz defteri kalemi alıp to do list bile yapmadım. biraz başbaşa kalmak istiyorum bu fikirle. ve bu konuda sessiz olmak.. ilk adımı atana kadar kendime saklamak..

* tek başınalığı göze al(a)mayan kimsenin gerçek bir ilişkide yer alamaması mesela.. hayatın çok muzur bi gerçeği değil mi?.. 

* o değil de; bir şeyi gerçekten istiyorsan gidip alıyosun.. uzatmalara, havada bırakmalara, kapıları açıp kapamalara tenezzül etmeden.. bunu öğrendiğim iyi oldu evet.




23 Eylül 2015 Çarşamba

8 Renk



içinde sarı olacak biraz..
sıcak olacaksın.
her şeyin eğlenceli tarafı çarpacak gözüne..
kimseler anlamadan eğleneceksin kendi kendine.
ışıklı olacaksın,
karanlıkta kalan yerleri aydınlatacaksın.
ve içindeki güneş,
geceleri sadece dinlenecek;
sönmeden..

***
bazı anlar gelecek,
bi bakmışsın sarılar turuncu olmuş.
sarıya mı döner,
kırmızıda mı biter bilinmez.
bırakacaksın.
gittiği yere kadar..

***
 kırmızı zamanların da olacak.
zordur ama, taşımayı bileceksin.
kırmızının gücünü kalbine bağlayıp
dönüşü olmayan kararlar alacaksın.
güçlü olacaksın.
ve bazen, eğer gerekirse
yakıp yıkacaksın.

***
bir parçanı hep yeşil tutacaksın.
orta yolu bulan,
uzlaştıran,
kanatları köklerle buluşturan olacaksın.

***
pembe bir ağacın olacak.
yapraklarını hiç dökmeyen,
kalbinin yakınına kök salan..
sebebini bilmediğin gülümsemenle dışarıya göz kırpan..

***
içinde mavi bir göl olacak.
serin, sakin,
ve oldukça derin..
bazen her şeyi içine alacak.
bekletecek,
dinlendirecek,
düşünecek,
çok düşünecek..

***

siyah zamanların olacak.
karanlık anlar..
korkmayacaksın.
sessizce "hoş geldin" deyip,
kapılarda karşılayacaksın.
içten içe bileceksin ki,
yıldızlar sadece karanlıkta parlar.
ve sabırla bekleyeceksin..
karanlığın sana yıldızını hediye etmesini..

*** 
her nefeste kendine bir adım daha yaklaşacaksın.
her deneyimde kendini yine yeniden yaratacaksın.
ve beyaz bir sabun gibi olup,
özünle uyumlu olmayan şeylerin
kayıp gitmesine
izin vereceksin..



yola devam


duydum ki kafan karışıkmış.
saat de çok geç oldu; olsun.
hadi bi kahve yap geliyorum..

***

yolun ortasında kalmışsın.
tamam mı devam mı diye sorasın var,
ama sormaya cesaretin mi yok?
sen yorulma ben sorarım.

***

sorularla cevaplara geçmeden bi dursak mı?
yolun kenarına çekilsek..
gelen geçeni izlesek mesela ne dersin?
hem kahveyi de soğutmadan içeriz.
hayır canım fal bilmem ben;
hem filtre kahvenin falı mı olurmuş nerden uyduruyosun!

***

demek tekrar yola çıkasın var..
madem kahve de bitti, e hadi o zaman!
ama dur bi saniye..
yanına aldıklarına bir göz at.
kimler gelsin seninle?
neler olsun sırt çantanda?
ya da şöyle sorsam:
neler olmasın? kimler gelmesin?
sen azıcık düşün..

***

hadi uzatma;
veda sahnelerine pek tahammülüm yok,
yol ver gitsin..
sen yol ver ki onlar da yeni yerlerine yerleşsin.

***

şimdi kalk ayağa,
önüne bak..
derin nefes al,
ve yola devam..


20 Eylül 2015 Pazar

honey..please don't french me


- bu çalan müzik ne?
- bilmem; yani biliyorum da söyleyemem.
- aa nedenmiş o?
- çünkü ben fransızca bilmiyorum.
- ingilizcesini söyle o zaman.
- olmaz, söyleyemem.
- hay allah! tamam söyleme yaz bari.
- fransızca bilmiyorum dedim. konuşamıyorum demedim.
- almanca yaz?
- almancam eskisi kadar iyi değil ki.. hem fransızcam yok benim.
- napıcaz peki?
- bilemedim.
- kahve mi içsek?
- seninle mi?
- korkma fransızca içmeyiz.
- haa haa haaa çok komik!
- french press kullansam beni öldürür müsün?
- sen kesin fransızca ölürsün, korkma fransızca bilmiyorum ben.
- belki de hiç ölmem.
- sen de mi?
- aa yoksa sen de mi?
- bu tesadüf olamaz di mi?
- olabilir mi? sanmam.
- şu an birileri bizi dinliyor olsa her dilde tek kelime olurduk.
- olamaz mı? olabilir. madem aylardan da eylül..
- kahvenin yanında çikolata yer misin? yoksa önce isviçre vatandaşı olman mı gerekir?
- biraz almancam var o idare eder ama sadece bi parçaya yeter.
- sanki kahve içmiyoruz da başka bişe içiyoruz gibi gelmiyo mu sana da?
- sence başka bir şeye ihtiyacımız var mı?
- kesinlikle yok!
- aferin!


19 Eylül 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları


* gerçekten ne istediğini keşfettikten sonra kendine bir adım daha yaklaşmış olursun. yani özetle ne istediğini bilmek önemlidir. ama  "ne istemediğini" bilmek de bir o kadar değerlidir. ve hatta bazen ne istediğini bilmediğin durumlarda "kesinlikle bu değil!" diyebilmek mesela.. ne istediğini bir gün bulur musun bilinmez ama istemediğinden emin olduğun şeye sırtını dönüp kendi yoluna bakabilmek.. güzeldir.

* sabahtan beri kaç kahve içtiğimi hesaplamaya çalışırken, "ben askere gitmesem hiçbir şey bozulmazdı çok mutlu olurduk" dedi."sanırım 3" dedim. "ne 3'ü ya sen beni dinlemiyor musun?" diye çıkıştı. "hayır" dedim.. kaçıncı olduğunu bir türlü hesaplayamadığım kahvemi içerken aldım karşıma aklımdaki her şeyi söyledim. "sağlam bir ilişkiyi askerlik bozamaz. aralarında gerçek "aşk" olan iki kişiyi hiçbir 3. kişi ayıramaz. ama ortada bozuk, çatlak, yırtık bir ilişki varsa işte o zaman dışarıdan gelen herhangi bir şey dağıtır, patlatır, parçalar, ayırır." dedim. "bir de işe iyi tarafından bakmak lazım. aranıza askerlikte geçirdiğin aylar girmese belki de sürüp gidecek, gitgide daha da mutsuz olacaktınız. bitirmeye üşenecek kadar konfor alanına yapışıp devam edecektiniz. ve belki o kadar sıkıcı bi çift olucaktınız ki sizi hayatımdan çıkarıcaktım. ama bak şimdi hala hayatımdasın. ne şanslısın ya benim gibi arkadaşın var" dedim. gülmeye başladı. "sen çok kötüsün yaa Raso!" dedi. falan filan filan :)

* insan kaynaklarında çalışınca ister istemez kişilik testleriyle haşır neşir oluyorum. (ki ben ölçmeye inanmam aramızda kalsın) acaba diyorum test yapmak yerine insanların çöp kovalarını ya da market alışveriş sepetlerine baksak onları tanımak daha kolay olmaz mıydı?.. çöp karıştırmak biraz pis bişe tabii onda zorlanabilirim de market sepeti konusunda çok iddialıyım evet.


17 Eylül 2015 Perşembe

yine de oynar mısın benimle?..


dışarda olmak..
oynamadan, oyunu izlemek..
yedek kulübesine bile uğramadan,
kenarda durmak..

güvenlidir.
bazen eğlencelidir.
her şeyi aynı anda görmektir.
konforludur.
kendi cumhuriyetinin ilanıdır.

bazen,
oyuna dahil olmayacak kadar güçlü olmak;
bazen de,
oyuna giremeyecek kadar korkmaktır.

ve ancak bir gün,
en az kendin kadar iyi bir oyuncuyla karşılaşırsan,
sahaya çıkacağını bilmektir.

o yüzden,
dışarda olmanın keyfini çıkar.
ve sırf antreman olsun diye
sahaya atlamadığın için kutla kendini..

ve unutma,
sen birini yenmek için değil;
birlikte kazanmak için oynarsın..












14 Eylül 2015 Pazartesi

Pazar Notları


* herkes "olmuş"un peşinde. şöyle olsun, böyle olsun, üstüne bir de bu olsun bla bla bla.. bu "olmuş" kriterleri beyaz atlı prenste bile yok sanırım. peki birlikte olmak,yanında getirdiklerini ortaya koyup paylaşmak ve birlikte dönüşmek değil midir?.. iki "olmuş" bir araya gelirse çok sıkıcı olmaz mı?:.

* bazı insanlar şey gibi değil mi.. hani sanki onu çocukken havaya atmışlar da sonra tutmayı unutmuşlar gibi.. evet başka açıklama bulamadım. buradan anne babalara sesleniyorum; çocukları havaya atın, hoplatın falan filan tamam da geri tutmayı unutmayın. hadi diyelim unuttunuz, kurumsal hayata dahil olmasına izin vermeyin rica ederim. saygılarımla(!)

* "ben facebook'ta, instagram'da öyle önüme gelen her şeyi like etmem" dedi. "nasıl yani?" diye sordum. "prensip meselesi" dedi. "peki" dedim. sonra düşündüm; acaba sosyal medyada bir şeyi like etmek (beğenmek) bu kadar büyük bir şey mi? like ettiğimiz kişiye oscar mı vermiş oluyoruz sanki?.. bir şeyi like ederek "muhteşem! dünya üzerinde gördüğüm en mükemmel paylaşımlardan biri" gibi bir mesaj verildiğini sanıyo olabilir mi acaba?.. bana göre like etmek, "paylaştığın şeyi gördüm, burdayım, senin farkındayım" demek gibi bişe.. yani üzgünüm ama bu kadar ego yapacak bir şey değil; yani ver gitsin :)

not: hayır sevgili dostum Chiara hayır! like ediyo diye senden hoşlanıyo anlamına gelmez hayır! bunun için daha fazlası gerek daha fazla ısrar etme :)

* çocukken "büyümek" çok uzak geliyor. ve büyüyünce yapabileceklerin sınırsızmış gibi.. mesela ben, büyüyünce acılı bir şeyler yiyebilirim sanıyodum. olmadı. büyükler gibi alkol tüketebilirim sanıyodum. olmadı. büyüyünce hiç ağlamam sanıyodum. olmadı. büyüyünce okul derdi olmicak ödevle uğraşmicam sanıyodum. hazır ol dostum: işte bu oldu :))) işi ofiste bırakmak kadar rahat bir şey var mı?.. düşünsene, eve geliyosun ve hiç ödevin yok. ayy durduk yere sevindim şimdi!

* yakın dostlarımla "haddoloji" projesi üzerinde çalışıyoruz. projeyi genel olarak özetlersek; öncelikle dünya üzerinde haddini bilmeyen tüm insan görünümlüleri bi kampa topluyoruz. iflah olmayacakları ayırıp kazanlarda yakıyoruz. bi ihtimal düzelir dediklerimizi de üniversitelerde açtığımız "haddoloji" bölümüne kaydedip yakından takip ediyoruz. 4 yıllık haddoloji bölümünden mezun olanlar "haddini bilen" diploması alıp insanlar arasına karışmaya hak kazanıyor. nasıl proje? sizlerin fikirleri çok önemli, bu konuda eleştiriye ve yeni fikirlere de açığız; ayrıca eğitmen kadromuzda eksikler var haddolog olmak isteyenler bana ulaşabilir :)

* ve son olarak.. anne-baba olmak, başkan olmak, yönetici olmak, patron olmak, padişah olmak.. bunların hiçbiri sana tabi olan insanlara hizmetkar muamelesi etme hakkını vermez. tam aksine, bu unvanlar senin insanlığın için birer sınavdır. insanlıktan çıkmadan yönetebiliyorsan, ilham veriyorsan, unvanın arkasına saklanmadan iletişim kurabiliyorsan ne güzel.. yok değilse; işte o zaman korkma titre!.. çünkü cennet de cehennem de burada ve yaptığın-yapmadığın her şeyi karşında bulacaksın. kırdığın her kalp, sebep olduğun her gözyaşı, çektirdiğin her "ah" gelip seni bulacak. ve emin ol, bu buluşma için fazla beklemeyeceksin. 

*** fotoğraflar bu hafta sonu arsuz'da çekildi. ekrana çok yaklaşmayın güneş yakıyo dikkat :)))








5 Eylül 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları


* geçenlerde bir tanıdık -evet sadece tanıyorum- "ne güzel yaa gündemde bir sürü acı olay var ama senin keyfin yerinde ordan burdan yazıp paylaşıyorsun" gibi bir cümle kurdu. tam açıklama yapmak üzereydim ki onun sadece bir "tanıdık" olduğu geldi aklıma. durdurdum kendimi. "yaa evet öyle" dedim gülümseyerek. ama sonrasında düşündüm. sanırım "açık olmak" ve "açıkta olmak" bazen birbirine karışıyor. bir şey paylaştığın için her şeyini paylaşıyormuşsun gibi algılanıyor. kendine sakladıkların, sadece çok yakınlarınla paylaştıkların ve hatta bazen kendinle bile paylaş(a)madıkların yokmuş gibi.. 

* bir de bir olay karşısında herkesin aynı tepkiyi aynı şekilde vereceğini sanmak diye bir saçmalık var. belki de o yüzden sevgilisinden ayrılan biri sabahlara kadar ağlamıyor diye "demek ki o kadar da sevmemiş" diyebiliyorlar. hepimiz biriz tamam anladık. ama aynı değiliz ki!.. herkes üzülür, herkes sevinir, herkesin kendine göre bir yas dönemi olur. kimi yorganın altında ağlar, kimi göz yaşını terine katıp koşuya çıkar, kimi mutfağa girip kek çırpar, kimi de hiçbir şey yokmuş gibi hayatına devam etmeye çalışır. ve hiçbirinin bir diğerini yargılama hakkı yoktur; tanrı dahil.

* ilkokul 5. sınıfta anadolu liseleri ve kolej sınavına girmiştim. sebebini bilmiyorum ama il sıralamasında ilk 10'a girmek gibi bir hedefim vardı. 10. oldum. sonra üniversite sınavı geldi. bu sefer de boğaziçi garanti olsun diye ilk 200'e girme hedefim vardı. ama bu sefer mantıklı bi açıklamam varmış :) neyse, sonuçlar açıklandı ve bi baktım ki tam 200. olmuşum. bu sene iş değiştirdim ve yeni işimde yabancı dil tazminatı için toefl sınavından en az 100 almam gerekiyodu. sınava girdim ve 100 aldım. yani özetle, ben düz hesap insanıyım. küsurat sevmem. fazlalık sevmem. hatta üniversitedeyken "DD olsun benim olsun geçsem yeter" dediğim dersten B almışsam üzülürdüm boş yere fazladan çalışmışım diye :) neyse, şimdi de yeni bi hedefim var. herkes bana şans dilesin, olduğu zaman açıklarım burdan.

* spor salonunda aynayla flört edenler var. özellikle ağırlık çalışırken set arasında aynaya kadar gidip gelenler oluyor. ben de arada gidip ağırlıkları arttırıyorum. yerlerine geldiklerinde ve benim eklediğim ağırlıkları kaldıramadıkları zaman yüzlerindeki ifadeyi seyrediyorum karşıdan. çok mu kötüyüm? evet. eğlenceli mi? kesinlikle. bir daha yapmalı mıyım? hayır. bir daha yapar mıyım?? kesinlikle :))

* ayrıca kendime çok aşırı özel not: bir daha sakın "ayy bu duyduğum en saçma şey!" deme olur mu?..sonra çok daha saçması 2 dakika içinde adrese teslim garantili Murphy sağolsun.

* ve son olarak.. İsa, Godot, Beyaz Atlı Prens, Tanrı, İyilik Perisi, Michael Jordan vs. ya da her kimi bekliyorsan sana iletmem için not bıraktı: gelmeyecekmiş. artık mecburen kendi işini kendin göreceksin. hadi canıms öptüm kib bye!




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...