30 Ağustos 2015 Pazar

Haftalık

"sen eskiden bol fotoğraflı haftalık yayınlardın" dedi.
"aa evet yapardım" dedim.
"yine yapsana" dedi.
"neden olmasın ki!" dedim.
hadi bakalım başlayalım :)



bu hafta çok güzel sokaklarda,
çok güzel insanlarla yürüdüm.

istanbul'a ısrarla dönmeyen tatilci dostlarıma teşekkür!

siz alaçatı'da olmasanız istanbul sokakları bu kadar rahat olmazdı çocuklar kusura bakmayın :))




haziran ortalarında bir gün spor performansımı hiç beğenmedim.

üzerine gitmek yerine ara veresim geldi. üyeliğimi 2 ay dondurdum.

ve bu hafta yeniden başladım.

yaptığım ilk ölçüme göre performansım tam iki katına çıkmış!

sırrını sormayın, uzun ama upuzun bi hikaye ;)




yolculuk için hazırlanıyordum.
"her şey tamam mı?" diye sordu.
"her şeyi bilmem ama ben tamamım" dedim.
"nasıl yani?" dedi
"kalbim, şansım ve ışığım yanımda.. gerisi de gelir zaten" dedim.
"e hadi o zaman kalk bi kahve içelim" dedi.
içtik.



bu hafta yaşam atölyesi'ndeki "kahkaha yogası" çalışmasına katıldım. adında yoga geçtiğine bakmayın. pek yogaya benzemiyor.

nefes egzersizleriyle başlayan, kahkahalarla, dansla devam eden ve muhteşem bir meditasyonla kapanışı yapılan bu güzel çalışmanın eğitmeni ve çok sevdiğim dostum Duygu Pasin'e teşekkür ederim!

ve tabii atölyenin yapıldığı Mısır Apartmanı'na da bu kadar güzel olduğu için teşekkür :)


Galata'da yürürken dikkatimi çekti. kafamı uzatıp içeri baktım ve "hemen buraya girmeliyiz!" dedim. hislerim beni yanıltmadı ve uzun zamandır içtiğim en güzel kahveyi bulmuş oldum.

herkese anlattım. çok güzel bi yer buldum. kahvesi de çok güzel bıdı bıdı bıdı.. ama bi ayrıntıyı atlamışım: mekanın adı ne bilmiyorum.

bu hafta bi daha gittim. kahveydi, sohbetti, öyleydi böyleydi derken.. eve gelince bi baktım yine adına bakmamışım!..napalım, mecburen bi daha gidicem :)



hayat belirsizliklerle dolu..

kimine göre çok zor.

kimisi için bitmeyen bir yarış.

ve biz.. elbisemizin deseni çimlere çok yakıştığı için çok mutlu olabiliyoruz.

ne şans!



pazar sabahı bebek'te buluşup güzel bir kahvaltı yaptık.

üstüne kahve içtik.

yetmedi hazır trafik yokken kısa bir istanbul turu attık. arabada en sevdiğimiz şarkıları söyledik!

ve öğleden sonra ayrılıp eve geldim. kendimle birkaç saatlik randevum var çocuklar. tutmayın beni rica ederim :))








27 Ağustos 2015 Perşembe

belki..


belki insanlar da okullar gibidir.

**

bazılarına zor dayanırsın,
zaman geçmek bilmez,
 "bitse de gitsek" der durursun.

** 

bazılarına puanın yetmez,
sadece önünden geçersin.

**

bazılarına girmek kolay,
çıkmak zordur.

**

bazıları çok kurallıdır.
duvardan atlayıp kaçmak zorunda kalırsın.


**

bazılarına ulaşmak için torpil gerekir.
araya başkaları girmeden açılmaz kapıları.

**

bazılarına dokunmak için onlarca sınavdan geçersin.

**

bazılarından atılırsın.
kaydın sonsuza dek silinir.

** 
bazılarını bırakırsın.

**

ve bazılarını o kadar çok seversin ki,
mezuniyetin üzerinden yıllar geçse de,
her fırsat bulduğunda
kendini bırakırsın çimlerine..

**


20 Ağustos 2015 Perşembe

işte bunlar hep Unagi!


* boş bardağın dolu tarafını görmeye çalışırken harcadığımız zamanı bardağı doldurmakla kullansak mesela.. ya da bardağı bulaşık makinesine koysak ve arkamıza bile bakmadan mutfağı terk etsek?.. ya da bardak elimizden kayıp düşse.. içindeki boşluk havaya karışsa.. aklımız başımıza gelir miydi ki?..

* biriyle tencere-kapak gibi olunca ben hep kapak oluyorum sanki.. nedendir acaba?..

* ilişkiler tenis maçı gibi sanki. kendi alanını bırakıp karşıya geçtin mi bitiyorsun. merkezde kalmak, kendinde olmak her zaman iyidir. 99 yılındaki Roland Garros finalini hatırlar mısınız?.. Hingis'in topun izine bakmak için kendi sahasından ayrılıp Graf'ın sahasına geçtiği sahne.. Hingis'in bittiği an..neyse, ne diyoduk? sahanı terk etmeyeceksin.

* bazen küçük post-itlere notlar yazıyorum. sonra kitapçıda gezinirken notları rastgele elime gelen kitapların içine bırakıyorum. bunu neden mi yapıyorum?.. hiçbir fikrim yok; içimden geliyo sanırım ben de tutmuyorum. yani bir gün satın aldığınız kitabın içinden not çıkarsa benden size mesaj gitmiş sayın :)

* katıldığım bi workshopta hoca "hadi şimdi herkes kendini 2ye bölsün 2 kişi olsun ve içinizdeki biri diğerine mektup yazsın" dedi. sınıftakiler konuyu anlamaya çalışırken içimden "yuppieee bende hazır bölünmüşü var" diye sessizce çığlık attım. ama kim kime mektup yazacak ona karar veremedik. Ra'nın yazası var, ama Selin'in mektup alası yok. neyse ki yanımda bozuk para vardı yazı-tura attık. ve tabii ki Ra kazandı. "vazgeçme" konseptli derin bir mektup yazdı. sınıfa mektubu Selin okudu; sonuna doğru azıcık duygusala bağladı. işte bunlar hep workshop hep! bu arada kendine mektup yazmak güzel bişe, deneyin derim. 2ye bölünmeye de gerek yok, tek parça da yazılabilir rahat olun.

* "eternal sunshine of the spotless mind gerçek olsa.. hafızanı sildirmek ister miydin?" diye sordu. "tabii ki hayır" dedim. "iyi düşün" dedi. düşünmedim. çünkü yaşanan her şeyin bir yeri var haritada. haritayı silersek yolu bulamayız. yoldan çıkarsak kendimiz olamayız. ve eğer kendimiz olamazsak hiçbir şeyin anlamı yok.. 

* ve sen.. bazen beni aramakla o kadar meşgul oluyorsun ki.. seni bulmama yardımcı olmuyorsun.. (unagi time!)

* son olarak, pek sevdiğim best friendim Tolstoy der ki "sizinle diğer tüm canlı varlıklar arasında özel bir bağ olduğu hissine leke süren her şeyi silip atın."..




17 Ağustos 2015 Pazartesi

hadi benden bir şey iste!


geçen bizim çocuklarla oturuyoruz,
"hadi şimdi herkes benden bir şey istesin!" dedim..

* Luna, bitmeyen şarj istedi. "olmaz" dedim. çünkü şarj bitmezse telefonun hiç dinlenmez. yazık olur. hem arada şarjı sıfırlamak iyidir. temizlenirsin. boşlukta asılı kalırsın. sonra bir gün.. yine, yeniden enerji gelir. mutlu olursun. telefonunu bu duygudan mahrum edemeyiz dedim. "tamam" dedi. onun yerine çikolatalı sufle istedi. hemen sipariş ettik.

* Dex, gitmeyen sevgili istedi. "olmaz" dedim. "nedenmiş?" diye sordu. çünkü o kadar garantici olmak çok sıkıcıdır dedim. yetmedi. "o gitmeden sen git, o zaman çözülür" dedim. "sen var ya sen çok kötüsün!" dedi. bence değilim; hep iyi niyetimden hep!.. neyse Dex'e bi fincan americano teklif ettim ve konuyu kapattık.

* Greg, zaman makinesi istedi. "olmaz" dedim. "imkansız di mi?" diye sordu."hayır"dedim. tam aksine, zaten herkesin bi zaman makinesi var. sonra ona birazcık makro ve mikro açılardan zaman boyutunu anlattım. ikimizin de kafası karıştı. bi espresso içtik. biraz da bulutlara baktık. sonra dedim ki, zaman makinen var. herkesin olduğu gibi.. ara sıra yolculuklar yapıyorsun. ama makineden inip sahnelere müdahale etmiyorsun. çünkü kıyamıyorsun kendine. çünkü sen, o sahnelerin üst üste birikmiş halisin..zaten kıyma kendine..sakın, dedim. "tamam" dedi. sonra birazcık daha baktık bulutlara.

* William, "hani whatsapp'ta birinin online olup olmadığını görebiliyoruz ya, bi de online olduğunda kiminle konuştuğunu görebilirsek çok iyi olur" dedi. "olmaz" dedim. haddinden fazla bilgi seni yorar. kariyerine paparazzi olarak devam etmek istemiyorsan gerek yok. biriyle konuşmak istiyorsan yaz ona, ya da ara. ama nerede kiminle ne yaptığından sana ne?..sen onu boşver de, seninle ne zaman nerede oralara bi bak dedim.

* Hemen sonra Alice atladı. "bana ne kim kiminle isterse konuşsun. sen onu boşver de Mark'ı bi arasan da whatsapp'a recall özelliğini eklese" dedi. "olmaz Alice saçmalama" dedim. "niye ki iyi bi fikir değil mi?" diye sordu. "fikir için demedim, genel olarak saçmalama. o zaman recall etmeye de gerek kalmaz" dedim. bana ters ters baktı ve elindeki çilekli topitopu yemeye devam etti.

* Nina, hafıza silen hap istedi. "olmaz" dedim. "aklıma gelmesini istemiyorum, canım çok yanıyor" dedi. "bırak yansın" dedim. "kötü müsün sen?" diye sordu. "hayır" dedim. ben kötü değilim. hiçbir şey kötü değil. sadece bir yolun ortasındasın. yürüyüp bir yere ulaşacaksın ama yolun ortasında bana dönüp "yolu kaldır" diyorsun. yapamam. ama yürürken elinden tutabilirim dedim. sonra elini uzattı ; birlikte yürüdük..

* Alice "madem recall olmaz dedin bari kalorisiz nutella olsun" dedi. "zinhar olmaz!" dedim. "nedenmiş o?" diye atladı. "az ye az" dedim. "işte bunlar hep oburluk hep!" diye üsteledim. "obur sensin nutella da sana ..." dedi. "bi kaşık da sana versem aramız düzelir mi?" diye sordum. "küçük kaşık ver bari, sonra arkamdan atıp tutarsın obur diye" dedi. ben de ona bi çay kaşığı uzattım. az önce aramızda hiç gerginlik olmamış gibi kaşığı aldı; kavanoza daldırdı ve evrendeki tüm fizik kanunlarını yıkıp geçerek, bir çay kaşığının taşıyamayacağı kadar nutella çıkarmayı başardı. bu kız fena gençler; uzak durmalı ;)

***

PS. yukarıdaki isimler çok aşırı derecede hassas bir şekilde asıllarıyla değiştirilmiştir. 
yalnız bir tanesi değişmiş olmasına rağmen kabak gibi ortadadır.
hadi bol nutellalı günler olsun :)





16 Ağustos 2015 Pazar

Pazar Dersleri


* karmakarışık binanın içinde yolumu bulup arkadaşlarımın yanına gitmem yaklaşık 32 dakika sürdü. hep bi ağızdan "nerde kaldın!" dediklerinde "ayy napiyim bina çok karışık, çok merak ediyorum mimar çizerken nasıl bi kafadaydı; hatta mümkünse bi tanışmak ve hikayesini dinlemek isterim" dedim.arkadan bi ses "hadi tanışalım o zaman" dedi. sonra bi daha benden haber alınamadı...

çıkarılacak ders: binalara girmeden önce kapıda "mimar efendi içerde mi?" diye sor.

* koskocaman yusyuvarlak bir masa..sevgilisi tarafından terk edilen ve dakikada bir paket peçete bitiren kız ve en yakın kız arkadaşları bir de ben tabii. ağlayan kızın hıçkırıklarıyla karışan ağır bir sessizlik..kahvemin köpüklerini 27. kere sayıcaktım ki yanımdaki jetgiller saçlı kız "canım bak işin şu tarafından düşün, başına daha kötü bir ayrılık gelebilirdi mesela kuaförün başka şehre taşınsa çok üzülmez miydin? adamlar gelir geçer ama kuaför ömürlüktür." dedi. işte tam o anda kahvemdeki tüm köpükler söndü. sonra bir diğeri "bence seni çok seviyor ama bağlanmaktan korkuyor" dedi. onun yanındaki "sen sakin ol, bekle bak göreceksin koşa koşa geri dönecek" dedi. sonra sıra bana geldi, daha doğrusu yanımdaki jetgiller saçlı kız dirseğiyle 85 kere dürtüp "sen de bişe desene haklı değil miyiz?" diye sordu. ben de "belki hayırlısı olmuştur. belki birlikte çok mutsuz olucaktınız. belki o artık seni istemiyordur. hem belki başka biri vardır. sen kendi merkezine dön kendi yoluna bak" dedim. tamam gerisini anlatmak istemiyorum.

çıkarılacak ders: bundan böyle zinhar "belki" kelimesini kullanma. tanımadığın kız gruplarının içinde kahve içme. terk edilenlere "seni seviyo bak nası geri dönecek" de ve hatta ısrar et. şimdi gidip bu cümleyi 657 kere defterine yaz. aferin!

* cihangir'in ara sokaklarında rutin turumuzu tamamladıktan sonra elimizle koymuş gibi bulduk parti mekanını. içeri girer girmez bana dönüp "uzak dur kısmetimi kapatıyosun" dedi. "peki" dedim. ayrıldım başka birilerinin yanına gittim. bi saat sonra bi sesler duydum. bi baktım bizimki kadının biriyle kavga ediyor. elindeki içkiyi kadının üzerinde dökmüş; tam özür dilemeye çalışırken kadın da bas bas "sapık var" diye bağırmış. güvenlik araya girince koşarak benim yanıma geldi "bakın işte bu kız benim arkadaşım buraya da birlikte geldik" dedi. "ayy ne münasebet tanımam etmem uzaklaştırın şunu yanımdan" dedim. sonra beni pek de sarmayan partiden ayrıldım. bunun da sonrasını anlatmicam hayır ısrar etmeyin!

çıkarılacak ders: bundan ders mers çıkmaz aferin oh olsun :)




13 Ağustos 2015 Perşembe

perşembe soruları



* az önce bi kitap bitirdim. üstüne bi kahve içtim. biraz düşündüm. ve çıkan sonuç; sanırım ben kitabın bi kısmını anlamadım(!) bi daha okusam? bence bi işe yaramaz. yazara ulaşmaya çalışsam da sorsam? ruh çağırmayı da bilmiyorum ki.. hayat bazen çok zor.

* "yarım dürüstlük" çok sinir bozucu bir şey değil mi?.. ve hatta sanki yalandan bile kötü. 

* şüphe ve umut kardeş olabilir mi?.. biri diğerine yenilse de ben de bi rahat etsem.. ama olmuyor. nasıl bir anlaşmak, nasıl bir ayrılmamak anlatamam. hayırlısı..

* bazen korkuları "koruyucu melek" sanıyoruz. isim benzerliğinden midir?.. yoksa insan neden korkularını kaybetmekten korkar ki?..

* barışmak için küsmek şart mıdır?.. 

* kendimizi başkalarıyla karşılaştımak hiç doğru değil, tamam anladık. peki kendimizi kendimizle karşılaştırmamız? o serbest mi?.. tek gerçek şimdi olduğumuz kişiyse, kendimizi karşılaştırdığımız versiyonumuz başka bir kişi değil mi?.. o zaman kendimizi kendimizle karşılaştırmamız da yasak olur mu?..

* a) güçlü olmak
   b) haklı olmak
   c) mutlu olmak
   d) hepsi
   e) hiçbiri

* "cesaret" demişti.."çemberi kırmana az kaldı ve son adımın cesaret olacak. sen cesur olursan korkaklar karşında duramaz". şimdi anlıyorum ne demek istediğini. eyvallah hocam..



11 Ağustos 2015 Salı

10 Küçük Ben


güneşli bir sabah kahve içerken;
"kendinle ilgili 10 gerçeği söyle" dedi.
"peki" dedim..

* en çok perşembe günlerini severim ben. belki de bir perşembe günü doğduğumdandır, bilmem. ama durduk yere mutlu olurum perşembe gelince.

* kedilere dokunamam. severim. ama dokunamam. hatırladığım kadarıyla bu konuda bi travma hikayem de yok. ama olmuyor işte. köpek insanıyımdır belki de..

* ekmek içi yiyemem. hatta uzun süre ekmek içine bakamam içim kalkar. ne yapmıyoruz? sebep sormuyoruz :)

* hediye vermeyi severim. eşya verme konusunda çok rahatımdır. mesela biri saçımdaki tokayı mı çok beğendi, hemen çıkarır veririm. hayır tshirt konusunda aynı performansı göstermem, onu eve gidip yıkayıp ütüleyip veririm :) neyse, verme konusunda problem yok ama konu paylaşmaya gelince işler zorlaşır. veririm ama paylaş(a)mam. ortak kullan(a)mam. denedim; olmuyor.

* iflah olmaz bir iyimser olduğumu söylemeye bilmem gerek var mıdır?.. ne olursa olsun her şeyin en mükemmel şekilde ilerlediğine, gitgide güzelleştiğine yürekten inanırım. öyle olduğunu hissettiğimden mi inanırım yoksa inandığım için mi karşıma güzellikler çıkar bilmem. bilmeye gerek var mı?.. sanmam.

* en sevdiğim yemek yok. en sevdiğim renk yok. en sevdiğim şehir yok. en sevdiğim arkadaşım da yok. çok sevdiğim yemekler var, çok sevdiğim renkler var, çok sevdiğim şehirler var, çok ama çok çok sevdiğim arkadaşlarım var..

* en sevdiğim müzik adamı Alex Turner. Bu adamın sözlerini, müziğini, sesini, duruşunu ve aşk hallerini çok seviyorum. kafayı ıvır zıvır şeylere taktığımı fark ettiğim anlarda aklıma geliyor. "bir de böyle bi Alex var" diyorum; sonra ıvır zıvırları kafamdan atıp yola devam ediyorum.. 

* haftada bi kere kendime randevu veriyorum. yeri, günü ve saati telefonuma not ediyorum. eğer o zaman dilimi için dışardan bi teklif gelirse "üzgünüm kendime sözüm var" diyorum. yıllar geçti, ve inanır mısınız hala şaka zannedenler var :)

* kendime küsünce ilk adımı mutlaka karşı taraftan bekliyorum. bekliyorum, bekliyorum.. sonra bi kahve yapıp kendime gülüyorum. geçiyor..

* 5 yıl oldu sanırım televizyon izlemeyeli. dexter final yaptığından beri de hiçbir dizi sarmadı. ara sıra internetten açıp bişeler izlesem de bu konularda "dünyadan bihaber" olduğumu söyleyebilirim. reklam bilmem, dinlediğim şarkıları söyleyenler neye benzer pek haberim olmaz, kanallarda neler döner durur ruhum duymaz. o yüzden bana TV'den referans verilmez. boş bakışlarıma meraklı değilseniz tabii..

* bi de herkesin "esmiyor" diye dert yandığı yaz gecelerinde -sanırım- istanbul'da yorganla uyuyan tek canlıyım. bunu ortamlarda pek paylaşmıyorum, durduk yere kıskanıp daha da sıcaklamasınlar şimdi :)

----

"ayy 11 oldu!" dedim ve durdum. ama o durmadı. "bir film olsan hangisi olurdun?" diye sordu. hiç düşünmeden "what dreams may come" dedim. sevdiğim birçok film var ama bu filmin yeri başka.. evrenin tüm sırlarını içine almış gibi. açıklaması zor ama çok "ben" gibi, bilmem anlatabildim mi :)











9 Ağustos 2015 Pazar

kendime doğum günü yazısı :)


gidilecek yollar var.
okunacak kitaplar,
tadına hiç bakmadığım yemekler..
son dakika yetişeceğim uçaklar..
tanışacağım yeni insanlar..
henüz çekilmemiş filmler var;
izlediğimde çok seveceğim..
kurulacak sofralar var.
içilecek kahveler..
gün doğmadan çıkacağım yürüyüşler..
kendime vereceğim sözler..
yapılacak hatalar..
dönülecek yollar var.
keşfedilecek yerler..

birini ayırsam da hepsini sevdiğim renkler..
ve ben..
biraz cesaret,
biraz heves,
ve yanında mutluluk var..

madem öyle,
o zaman,
iyi ki gelmişim :)





8 Ağustos 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları


* "seçici geçirgen" olmanın hayat kurtardığı bir dünyada yaşıyoruz. seçmek zor. delip geçme ihtimali yüksek ve korkunç.. peki napıcaz? demir perde mi indiricez?.. saçmalamayın çocuklar yaa nerden aklınıza geliyo böyle şeyler!..

* tam istediği gibi hazırladığım bol yağlı bol tuzlu patlamış mısırları dökmeden salona doğru yürümeye çalışırken, "çok önemli bir şey söylicem" dedi. "aa hayırdır inşallah hadi söyle neymiş?" dedim. "eğer hayatımızdaki her insanın bir misyonu varsa; senin misyonun da ben kendimi her anormal hissettiğimde ortaya çıkıp normal hissetmemi sağlamak." dedi. kime göre neye göre diye sorucaktım ki vazgeçtim. bu seferlik öyle olsun. hadi bu da benden olsun! 

* birini tanımanın en iyi yolu nedir? birlikte tatile çıkmak? kızdırmak? birlikte iş yapmak?..
benim bugüne kadar gözlemlediğim kadarıyla en iyi yol "boşanmak". üstelik o kişiden sizin boşanmanız da şart değil. boşanırken nasıl davranıyor izleyin yeter.

* aşka hız sınırı koysak nasıl olurdu acaba? limitlesek. binbir kuralını yazsak?.. AÖKÖ (aşktan ölmektense korkudan ölürüm) kulübü üyeleri bize oscar verirdi di mi? peki o limitleyip, sıkıştırıp kutulara kapattığımız şey "aşk" olur muydu?..

* son zamanlarda sık sık yalnızlık postları görüyorum. herkes küskün. herkes kırgın. normaldir. olur arada. ama "tek dostum kitabım müziğim" kafası nedir ya?.. kitap iyidir, müzik çok güzeldir ama insana insan gerek. hiçbir eşya, hiçbir paragraf ya da hiçbir melodi kalbi seninle çarpan bir dostun, kardeşin, sevgilinin yerini tut(a)maz. rica ederim saçmalamayın. küsün, kırılın, köşenize çekilin tamam. birkaç cilt roman okuyun. üstüne 4536 şarkı dinleyin o da tamam. ama insanlardan vazgeçmeyin. birimiz olmayınca diğerimiz olamıyor ki..

* dürüstlükle öküzlük arasındaki çizgiyi bilir misiniz?.. bilmeyin. ya da bildiklerinizi unutun. pek hoş olmuyor sonra. (kaynakça: been there done that)

* "ben hatalarımla güzelim", "ayy geçen bi hata yaptım sonra karşısına geçip hayran hayran izledim", "o değil de abi ben hatalarımı çok seviyorum yaa ölürüm ben onlara".. nasıl? bi yerlerden tanıdık geliyo mu?..dur cevap verme beni dinle. bana hiç tanıdık gelmiyo şu anda. hatta basbaya uzak.. çünkü tam ortasındayım!.. ve şu anda hiç mi hiç sevmiyorum. daha çok "nasıl yaparım ben bunu hay bin kunduz!" kafasındayım. o yüzden, rica ederim şu sıralar hatalarınla hava atma bana. hazır tam ortasındayım, üstüne bi hata daha eklemek istemem. bilmem anlatabildim mi ;) 

* bu arada, bağımlılık-bağlılık konularıyla ilgilenirseniz bu yazıyı, beslenme ve öğünlerle ilgili de bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim. her ikisi de aydınlattı beni.

* son olarak, adonis bile her erkeğe yakışmazken; kendini her şeye yakıştıran insanlar var. bazen güldürüyor; bazen de gülemeyecek kadar şaşırtıyor. neyse, çeşit iyidir deyip kapatalım konuyu :)






2 Ağustos 2015 Pazar

bazen..


"bu kadar yalnız varken neden bu kadar yalnız var?" diye sordu.
düşündüm.
sonra biraz daha düşündüm.
"belki yalnız olmak istiyorlardır." dedim.
"öyle olsa yalnızlığı severlerdi." dedi.
yalnızlık sevilir mi?
yoksa kabullenilir mi?
peki yalnızlık o kadar kötü bir şey mi?..

"yalnız" geçirdiğim bi pazar akşamı bana çok iyi geldi.
aslında bana iyi gelen, kendimle keyifli zaman geçirmekti.
hani bazen biri olur.
çok gülersin. çok eğlenirsin.
ve her görüştüğünde aynı standardı beklersin.
ama bazen, mesela mutsuz bi gününde..
 o kadar da eğlenceli olmayabilir.
o gün sana keyif vermeyebilir.
yalnızlık da öyle bence.
sen mutluyken, yalnızlığın da mutlu.
peki üzgünsen yalnızlığın mı suçlu?
sanmıyorum.

---

* "yalnızlık ömür boyu" da iyi giderdi ama 
sanki bu şarkı daha da iyi durdu ne dersiniz ;)













1 Ağustos 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları


* düşündüm de ben bir hikaye olsaydım, anafikrim olmazdı. "bu hikayeden çıkarılacak ders?" diye sorsalar, cevap boş küme olurdu. ama yine de..okuyanlar mutlu olurdu sanırım :)

* hiçbir zaman müsvedde olayını sev(e)medim. orta okulda dolma kalemle yazılması zorunlu olan dönem ödevlerinde bile direkt giriştim yazmaya. en stratejik sunumlar için bile prova yap(a)madım. büyüyünce değişir sandım ama bi baktım her şey aynı. ve şimdi..etrafımdaki müsvedde hayatları şaşkınlıkla izliyorum. inanır mısınız müsvedde sevgili kullanan bile var..

* "misafir ol gel bana börekler açarım sana" diye şarkı söylemenin bile tuhaf karşılandığı karbonhidrat düşmanı ortamlardayız çocuklar. sağım protein tozu solum yumurta beyazı. neyse ki hala yanında makarna ve nutella yiyebildiğim insanlar var. toplasan bi avuç ama olsun buna da şükür!

* böyle günlerde hep sen geliyosun aklıma. bi tuhaf oluyo içim. evinin önünden geçtiğim o cumartesi sabahı..arasam mı yoksa mesaj mı atsam diye duraksadığım, sonra sabah yürüyüşümün temposunu düşürmemek için düşüncelerimi ve evini geride bıraktığım..ve sonraki gün gelen ölüm haberin..yanlış anlaşılmasın, gidişin eminim ışıkla, aşkla doludur sözüm yok. neden bizi bırakıp gittin draması yapmam merak etme. ama aklıma geliyosun elimde değil. son sözlerin çınlıyor kulaklarımda "korkma! biraz yanlış yap, yanlış kararlar ver!!".. ne de ağırıma gitmişti bunları duymak..

* "senin yazılarını okuduğumda sanki gizlice odanı karıştırıyormuşum gibi hissediyorum, o yüzden de hiç tepki vermiyorum. facebookta paylaştığında like bile edemiyorum" dedi. kocaman güldüm. cevap ver(e)medim. bir bilse ki, yazdıklarım düşündüklerimin binde biri.. konuştuklarım, hissettiklerimin yarısının yarısının yarısının ufakcık bi parçası.. o zaman da böyle hisseder miydi acaba?..

* neyse siz onları boşverin de bugüne gelin :) cumartesi demek, kahve içerken jazz radio'daki paris cafe'de oturmaktır. kahve bitince eline birkaç kitabı aynı anda alıp radio swiss classic dinlemek demektir. kocaman bi dilim pasta yiyip yanındaki kahve şekersiz diye vicdanını rahatlatmaktır. sonra..hiçbir şey yapmamaya karar verdiğin anda bu şarkıyı açıp ilk 18 saniyesini üst üste 27 kere dinlemektir.. 

bi de yüksek sesle mor giymektir ;)





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...