26 Temmuz 2015 Pazar

Pazar Notları


* her sene gündem yapıyorum ama ısrarla italyanca kursuna gitmiyorum. acaba ben aslında italyancayı sevmiyorum da kursa gitme ihtimalini mi seviyorum?.. yoksa tüm bunların sebebi 5 yıl önce anlamını bilmeden "50 mila" şarkısını söylerken birinin karşıma geçip ne anlama geldiğini anlatması mıdır?.. nasıl yani ben şimdi italyanca öğrenirsem mutsuz olurum mu sanıyorum? ayy çok saçmaymış ya :)

* bugünlerde en çok sorduğum soru "neden", en çok verdiğim cevap da "neden olmasın".. işte bunlar hep sıcak hava, nem, falan filan..

* bu dünya üzerinde herkesin bir sınavı var derler. sanırım benim sınavım "belirsizlik".. toleransım eskisi kadar olmasa da hala oldukça düşük. geçtiğimiz hafta bu konuda konuşuyorduk bi dostumla.. "senin o belirsizlik sandığın şey var ya, o aslında yol" dedi. ne kadar da haklı!.. ben bir şeyi "belirsiz, bulanık" görünce hemen kaçıp kendi yoluma gittiğimi sanıyodum. halbuki yola devam etmiyormuşum. öylece durup kalıyormuşum. idiot ben yaa! resmen aydınlandım bi o kadar da kendimin o hallerini sevmedim  ufff!

* sabah karar veriyorum. öğlen vazgeçiyorum. öğleden sonra tekrar deniyorum. akşam vazgeçiyorum. hani ben akıllıydım? hani mantıklıydım? hani yerine göre düşünür, davranırdım?..kendime karar vermeyi mi yasaklasam ne yapsam?..

* son zamanlarda izlediğim en iyi TED videosu Mihaly Csikszentmihalyi'nin "Flow, the secret to Happiness" videosuydu. bu konuda yazdığı kitap maalesef ki piyasada yok. neyse ki boğaziçi üniversitesi'nin kütüphanesinde buldum!.. elimdeki kitaplardan sıra gelirse okuyup yorumlarımı yazarım.

* pazar günleri serdar kuzuloğlu'nun sayfasında yayınlanan özetleri okumayı seviyorum. hatta o adamı da seviyorum. önceden de severdim. daha da severim sanırım.

* son olarak, ciddi olmama konusunda çok ciddiyim dicem ve gidicem evet!


25 Temmuz 2015 Cumartesi

Cumartesi Notları



* yeni evime ilk defa gelecek olan arkadaşım evi kolay bulsun diye üşenmedim aldım kağıdı kalemi bi kroki çizdim. sonra fotoğrafını çekip whatsapptan gönderdim. evi çok rahat bulduğu için teşekkür edip "ama bişe dicem ya çizdiğin şeyin ölçekleri gerçek ölçülerden çok farklı" dedi.ben durdum. zaman durdu. ilkokula gittim. kuş uçuşu kroki çizip geri geldim falan filan!

* ingilizce'de "procrastination" diye bir kelime var pek severim. tam bi türkçe karşılığı yok ama "oyalanma, öteleme, erteleme" diyebiliriz. bi işi yapmamak için bin tane işle oyalanmak gibi bir şey. neyse, işte bende bunun tam tersi bi durum var. her şey hemen olsun, yapılsın, bitsin şeklinde. ortada buluşmak için kiminle müzakere etmek gerekir acaba? kendimle edemiyorum orası kesin.

* yaratıcılığın tavan yaptığı güzel günlerde "yıkıcılık" da aynı ivmeyle yükseliyor.. eskileri geride bırakmak, yenilere yelken açmak için güzel. ama bi taraftan da o moda girince her şey ve hatta herkesin nasibini alma ihtimali var. işte o anlarda sakin olmak.. hayat kurtarır.

* tanıdığım insanlarla görüşmediğim zamanlarda sanki onlar yaşamıyormuş gibime geliyor. sanki sadece yüzyüze görüştüğümüz anlarda yaşıyorlarnış da diğer zamanlarda donuyorlarmış gibi.. bu nasıl bir bencillik, nasıl bir kendini bilmezliktir! kendi kendime kızdım resmen!.. sanki dünya benim etrafımda dönmüyormuş gibi :)

* biriyle aynı dili konuşmak güzel şey. anlamak, anlaşılmak, anlaşmak.. konuşurken zamanın nasıl geçtiğini bir türlü anla(ya)mamak.. ama daha da güzeli var: birlikte susabilmek.. sessizliği paylaşmak..

* "love is a laserquest" diye şarkı yapan bi adam var ve biz hala mucizelere inan(a)mıyoruz öyle mi?


20 Temmuz 2015 Pazartesi

Pazar Notları


* gündelik işler hayat kurtarıyor bugünlerde: nevresim değiştirmek, bi kenarda bekleyen tshirtleri ütülemek, tokaları renklerine göre ayırmak.. zihnin derin çukurlarından bi anda çıkarıveriyor sanki..

* küçükken satranç oynarken yenileceğimi anladığımda taşları devirir kalkardım. sonra biraz büyüdüm, taşları dağıtmak yerine gözyaşlarına boğulup kendimi dağıtmaya başladım. sonra beni öyle görmek istemeyenler çaktırmadan bana yenilmeye başladı. çıldırdım. hem onları, hem taşları, hem de kendimi dağıttım. daha fazla büyüyünce yenilmeyi öğrendim. her seferinde daha güzel yenildim. ve artık yenilme ihtimalleri yüzünden hiçbir şeyi dağıtmıyorum. peki satranç hikayemi diğer konulara da adapte edebilir miyim?..

* tavşan dağa küsünce dağın haberi olmazmış. peki dağ dağa küsünce kimin haberi olurmuş?.. karşı karşıya durup sessiz sessiz beklerler miymiş?.. birinin uyanması için diğerinde patlamalar olup lavların fışkırması mı gerekirmiş?..

* okulda devamsızlıktan kalmak diye bir şey vardı ya, anladım ki okul bitse de bu kalmalar bitmiyor. ilişkiler emek istiyor; istikrar istiyor. ihmale gelmiyor. yoksa kalıyorsun kapıda, devamsızlıktan..

* montaigne, "bir kapının kapalı olduğunu anlamak için o kapıyı itmek gerekir." demiş. peki sen napıyosun?.. kapının önünde oturup açılmasını mı bekliyosun?..yoksa bi kilometre öteden kapalı olma ihtimalini hesaplayıp gerisin geriye mi kaçıyosun?.. napıyosun sen?..

* o değil de, elindeki gofreti tek hamlede ağzına alıp yutan ve "napıyosun ya sen diyette değil misin?" soruma "bu saate kadar yaptım yetmez mi" diye cevap veren bi arkadaşım var. onu napıcaz?..

* bi de teoman'ın "yıldızları yakalamak" şarkısı var. durmadan dinliyorum. duruyorum dinliyorum. pembe elbisemi giyince daha çok dinliyorum. sonra yıldızları yakalamış gibi oluyorum falan filan..


13 Temmuz 2015 Pazartesi

Saint Pierre



Pazar sabahı çıplak ayaklarımla çimlere basmış, kahvemin köpüklerini sayarken Da Vinci'nin türkçeye tam olarak çevrilmesi mümkün olamayan "simplicity is the ultimate sophistication" sözü geldi. Biz kısacası basitlik çok aşırı ama çok çok aşırı derecede iyidir diyelim.

Bir gün önce yapılacaklar listeme "sakin ol, sabırlı ol, basit ol" yazdığımı hatırladım. Köpükleri saymayı bıraktım. Çimler üzerinde bir pazar konseptli planımı iptal ettim. Ve kendimi Saint Pierre kilisesinin önünde buldum.

Aynı anda hem ilk defa gelmiş; hem de sanki yüzyıllar önce Barnabas'la avlusunda muhabbet etmişliğim varmış gibi hissettim.. Okuduğun ve kesinliğinden belki hiçbir zaman emin olamayacağın hikayelerin geçtiği yerler birden tüm şüpheleri ortadan kaldırıveriyor. Taşlar ruhların buluştuğu geçit oluyor sanki..Tüm bunları düşünürken kutsal sayılan sudan bir damla düştü alnımın ortasına.. 

İnançlarını sürdürebilmek uğruna gizli toplantılar için kayalara oyulmuş bir mağara.. Küçük, basit..Sana neden orada olduğunu unutturmayacak kadar sade..

Özetle, teşekkürler Petrus ve diğer dostlar ;)












10 Temmuz 2015 Cuma

Benimle Uçar Mısın?..


"uçarım" diyorsan gel şimdi.
"yok yapamam" dersen de kabul, o zaman kalk bi kahve yap kendine.
neyse ne diyodum..evet benim uçmaya hazırsan gidelim hadi.
bedenini olduğun yerde bırakabilirsin, o lazım değil bize.
ruhunu al gel benimle..

önce oturduğun yerden başlayalım.
bulunduğun yerin tavanına doğru yükselelim.
kendini izle biraz.
ne yapıyorsun?
ne düşünüyorsun?
kafana takılan bir şey var mı?
yüz ifaden nasıl?
bir yabancıya bakar gibi bak kendine..

şimdi daha da yükseğe uçalım.
bulutlara doğru.
evlerin çatıları, yollar, ağaçlar..
hepsini tepeden görüyorsun.
biraz daha yükseğe çıkalım.
şehir gitgide küçüldü.
irili ufaklı binalarda yanan ışıklar var şimdi.
evini seçebiliyor musun?
peki ya kendini?..

hadi gel daha uzaklara gidelim.
iyice yükselelim.
bütün şehirleri, hatta ülkeleri görelim.
araya bulutlar girmez.
dünyanın şekli de umrumuzda değil.
her şeyi haritadaki gibi dümdüz görüyorsun.
evet evet her şeyi!
şaşırma; benimle uçuyorsun o kadar fark olsun :)

sevinçleri, üzüntüleri, kutlamaları, savaşları..
gece ile gündüzü aynı anda gör.
hisset biraz.
sonra kendi ülkene, kendi şehrine bak.
evini bulabilir misin?
ordan bakınca nasıl görüyorsun kendini?
kafana taktıkların göze çarpıyor mu?..

hadi bakalım daha da uçalım.
uzay boşluğunda asılı kalalım biraz.
hep merak etmiyor muydun; al bakalım!
bir de burdan bakalım.
yıldızlara daha yakınsın.
gezegenlere de.
bir göktaşı seçelim mi?..
hadi gözüne kestir bi tanesini.
şimdi çık üzerine.
korkma bir şey olmaz, unuttun mu benimle uçuyorsun :)
aferin bak hemen de oturdun göktaşına.
şimdi derin bir nefes al.
evet doğru duydun.
ben sana oksijen de bulurum rahat ol; al nefesini..

şimdi yıldızları, gezegenleri, dünyayı izle..
ülkelerden, şehirlerden, yollardan geç.
yanıp sönen binlerce ışık arasından evini bul.
nasıl görünüyorsun?..
kocaman puzzle gibi di mi her şey?
sen hangi parçasın?..

cevap vermek zorunda değilsin.
belki bir cevap bile yok.
sadece bak.
sonra göktaşında istediğin kadar otur.
istersen ayağa kalk.
istersen uzan biraz.
sonra, canın istediğin zaman, geri dön.

o göktaşı artık senin.
ona istediğin ismi verebilirsin.
ve artık bana ihtiyacın yok uçmak için.
bak kanatların çıkmış bile.
sadece uçmak istediğinde çıkan sihirli kanatların var.
ve bu; güzel bir şey.
mutlu oldum bak şimdi seni böyle görünce :)

9 Temmuz 2015 Perşembe

düşün-me


sabahla akşam,
gündüzle gece,
siyahla beyaz,
çiçekle böcek..
bazen anlaşamaz.
sinir olurlar.
uzak dururlar.
yine de,
severler.
ve hatta birazcık özlemiş olabilirler.
sonra bir gün,
kahvesini daha erken içenin aklına bir soru takılır:
"farklıyız diye ayrı olmak zorunda mıyız?"..
düşünür.
düşünür.
düşünmeyi bırakır.
sonra,
aralar kapanır.
uzaklar yakın olur.
ve 2. kahveler birlikte içilir..

:)



Bir Tek Adım


hani bazen kapkaranlık olur.
kaybolursun.
korkarsın.
için sıkılır.buz gibi olursun.
yetmezmiş gibi bir de
"hiç bitmeyecekmiş" gibi hissedersin..
kendince uyum sağlarsın karanlığa.
ve hatta bir süre sonra,
adaptasyon yeteneğine şaşırıp kalırsın.
karanlığı sevmeye başlarsın.
ışık geldiğinde içeri almayacak kadar çok..
çok seversin.

ama içten içe bilirsin ki,
aslında "karanlık" diye bir şey yoktur.
karanlık dediğin ışığın yokluğudur.
yokluktan beslenen bir şeyi ne kadar sevebilirsin?..
dur hesap yapma boşuna.
ben hemen söylerim.
"hiç"..
sevemezsin.
kendini kandırma.

yüzyıllar boyu karanlıkta kalan bir mağara düşün.
aydınlanması için birkaç yüzyıla daha ihtiyacı yok.
birinin elinde fenerle içeri bir tek adım atması yeter.
yüzyıllık karanlığı bir adım yok eder.

hadi şimdi,
ayağa kalk,
cesaretini topla,
içeri almaktan korktuğun ışığa doğru bir adım at.
korktuğun, çekindiğin, kaçtığın 
her neyse,
her kimse,
bir adım at.
bir tek adım..

8 Temmuz 2015 Çarşamba

I know.. I know


biliyorum.
sahip olduğun IQ standardın çok üzerinde.
çok akıllısın.
egon maslak-şişli hattındaki plazalarla boy ölçüşecek seviyede.
başarı odaklısın.
bugüne kadar çok şey başardın.
daha da çok şey başaracaksın.
çünkü dur(a)mazsın.
yetinmezsin.
biliyorum.

***

ama..
bir konu var ki
elini kolunu bağlıyor.
aynı çember içinde dönüp duruyorsun.
belli ki, bu durumla
"tek başına"
baş edemiyorsun.

***
yanlış anlama.
bu bir yenilgi değil.
belki de takımla katılman gereken bir maçı 
"tek başına" 
kazanmaya çalışıyorsun.

***

madem ki aramızda "mühendis kafalı" olan sensin.
bu noktada beni benden iyi anlayabilirsin.
çünkü,
ben gökten mucize inecek diye beklerken.
sen, 
"tüm yolları denediysek, yeni yol bulmalıyız!"
diyensin.

***

ve şimdi
yeni bir yol bulmanı istiyorum.
çemberi kırıp, içinden çıkmanı
o herkesten sakındığın elini birine uzatmanı istiyorum.
evet karşındaki kişi muhteşem olmayabilir.
kendi çapında psikopat, huysuz, deli, manyak olabilir.
ama bu durum,
sana yardım edebileceği gerçeğini değiştirmez.

***

hadi kır çemberini.
uzat elini.
kimbilir,
belki yakında
çok yakında..
kalbinin buzları da kırılır..


7 Temmuz 2015 Salı

Salı Notları


* telefona inanır mısın? ben inanmam. yani inanılacak bir şey değil. ama bu durum onun ne kadar mucizevi bir alet olduğu gerçeğini değiştirmiyor. sen burda "alo" diyosun; o san francisco'dan duyuyor. görmediğin sinyaller, dalgalar..bi telefondan çıkıp diğerine ulaşıyor. ve sen..her dakika elinde tuttuğun telefonu sorgulamazken, karşına çıkan fırsatlara şüpheyle bakıyosun öyle mi?..

* "yalan söylememek için susmak" da yalandan sayılmaz mı? yalanı dile getirmek midir yalan yapan? aslında kendini ortaya her koy(a)mayışın kocaman bir yalan değil midir?..

* "mea culpa" bazen her şeyin ortak cevabı olabilir. konu her neyse sorumluluğu kabul etmek. ve ancak ondan sonra hataları telafi edip yoluna devam etmek. ama önce cesaret..ve kabulleniş.

* uyuşturucu deyince ürperenlerden misin? hiç denememiş olanlardan. ve hatta deneyenlere şöyle hafif üstten bakanlardan mısın? korkma yalnız değilsin. yani değildin. ben yanındaydım. ama anladım ki burda bir karışıklık var. uyuşturucu sadece kullanılması ve ticareti yasak olan maddelerden ibaret değil. yerine ve kullanım amacına göre aslında her şey uyuşturucu olabilir. spor, iş, seks, meditasyon, yoga, temizlik, çikolata, öfke..peki seninki hangisi?..

* birinin gökkuşağı olmak ne demek bilir misin? kara bulutlarının arasından, sağanak yağışlarından sonra 7 renginle ortaya çıkıp onu hayata döndürmek..biliyosan şanslısın. eğer ki bilmiyosan, umarım bir gün öğrenirsin.

* "dur" dedi. durdum. "neden?" diye sordum. "çünkü biz, yola söyleyenlerle değil; yapanlarla devam ederiz." dedi. önce sinir oldum. sonra söylediklerimi bir bir yapıp arkadan da olsa O'na katıldım. ve o gün bugündür..ben de öyleyim. söyleyenlerle değil; yapanlarla..

* şimdi beni bilmezsin, duymazsın..olsun. belki hissedersin. ben kim miyim? senin altında ezildiğin ve belki de seni paramparça eden o göktaşını ait olduğu yere geri gönderen kadınım. belki de kalbin çırpınır bir halde yerinde olmak istediğin kadınım. belki de kıskandığın. ve tanımadan hiç sevmediğin..olsun. tanısan severdin biliyorum. ama konu bu değil. üzülme istiyorum. gökyüzünde binlerce yıldız var. onlara bak. ve kendine..ve bil ki senin gözyaşının sebebi ben değilim..ve yakınlarda varsa gidip ıtır yaprağı kokla, iyi gelir belki..

5 Temmuz 2015 Pazar

kendime not



* "hiçbir şey tesadüf değildir" diyosun tamam anladık. ama her şeyin de bir anlamı olmak zorunda mı? bazı şeyler belki de saçma, gereksiz ya da anlamsızdır. olamaz mı?..

* sherlock ne zamandan beri idolün oldu?.. hadi oldu diyelim; bir şeyi yapıyosun bari düzgün yap diye hatırlatmam gerek: sherlock en azından kanıtlarla ilerliyor. peki sen?..varsayımdan başka malzemen var mı?..yok!..hayırdır sesin çıkmıyo ne oldu?..

* bence taksim'e gitmek istiyorsan o tarafa giden metroya binebilirsin. evet yapabilirsin bunu. gaz vermek için söylemiyorum, ciddiyim :)

* geçen birileri duymuş; "akışına bıraktım" diye anlatıyomuşsun ama nedense bana garantiye almaya çalışıyomuşsun gibi geldi. acaba ben mi yanlış anladım?.. hani okulda da yapardın; "ben girdiğim hiçbir sınavdan kalmadım" derdin. halbuki ikimiz de biliyoruz; sen kalacağını bildiğin hiçbir sınava girmedin. köşeye sıkıştırmak gibi olmasın ama bu konuda akışta değilsin bebeğim. sahanın kenarında maçı kazanma ihtimalini hesaplıyorsun fyi..

* geçen hafta evden çıkarken anahtarı kapıda unutmuşsun. dün sabah kahvaltıya gittiğimizde cüzdanın evde kalmıştı. son 6 ayda kartını 3 kere atm'de unuttun. "ben büyük resme odaklıyım, ayrıntılara takılmıyorum" diyosun da arada bir takılsan nasıl olur? belki bi faydası dokunur?

* fıstık ezmesi bir yiyecek maddesidir. zinhar bir yaşam biçimi değildir. önceki hayatında yer fıstığı olduğunu iddia etsen de bu gerçeği değiştirmez. şimdi sakin ol ve o kavanozu yavaşça yere bırak!

* ustanı dinle. ödevlerini yap. biraz nefes, biraz sabır.. her şey geçer. her şey iyidir. bla bla bla..

bu şarkı da benden sana gelsin hadi yine iyisin :)




1 Temmuz 2015 Çarşamba

senin için OK'se benim için fine


* önemli bir karar almak için yapılan toplantıda ortaya atılan öneriye bir yöneticinin "senin için OK'se benim için fine" şeklinde yorum getirmesinin ardından zaman durdu. artık hiçbir şey eskisi gibi ol(a)mayacaktı. kendisiyle dalga geçtiğimizi düşünmesin diye gizli ve sessizce kullandığımız bu cümle, yöneticinin istifası sonrasında özgürlüğüne kavuştu. dalga geçmek bir yana, o yöneticinin hayatın sırrını çözmüş olduğunu düşünüyorum. bırakmadan gevşetmek, silmeden kayıtsız olmak ve dünyanın kendi etrafında dönmesine kabul vermek..

her yerden bi ses yükselirken farkında olmadan kalbinin sesini kısıyosun. sonra da o yokmuş gibi robotlaşıp hayatına her şey yolundaymış gibi devam ediyosun. bazen farkına varır gibi oluyosun ki hemen dışardan bi sese kulak verip farkındalığını kendi elinle öldürüyosun. sen devam et.. ama ben artık yanında olmak istemiyorum.

* dün bi toplantım vardı; kendimle.. sade bi filtre kahve yaptım. geçtim masamın başına. kendimi beklemeye başladım. sonra içsel bir mesaj sesiyle irkildim!  neymiş efendim ben benimle şu anda bu konuyu konuşmak istemiyomuşum. hay allah!.. ben de kahveyi içip yürüyüşe gittim.

* yardım almak güzel bir şey. kendini zor durumda hissettiğin bir konuda daha iyi bilen ve objektif bakan birinin elini tutmak.. ama abartmayalım. her konuda zora düştüğünde gidip birinin eline koluna yapışma. co-pilot bazen hayat kurtarır, bazen de kaza yaptırır. akşam ne yemek yapacağına bir türlü karar veremeyip soluğu nişantaşı'ndaki terapistin ofisinde alan zavallı kadının hikayesini duymuşsundur. spoiler olacak ama söylemeden duramam; çocuklar akşam bigmac yemiş. 


* straplez elbisenin kenarından taşan et parçası gibiyim bazen..ben burada napıyorum?.. ne diye sıkıştım ki buraya?.. aslında ben böyle biri değilim. siz beni bir de tshirt altında görün. göremezsiniz ki.. o zaman görünmem ki saklanırım. işte böyle kafalar bu aralar..

* o değil de, kapalıyken alarmı çalmayan telefona "akıllı" diyoruz ya.. neyse, daha fazla cümle kurmak istemiyorum :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...