30 Haziran 2015 Salı

maybe baby


bu ara hiç anlaşamıyorlar.
birinin hayalleri..diğerinin korkuları..
ikisi de haklı.
ikisi de haksız.
ama hala umudum var.
belki bi kahve içerler;
kimse kimseyi susturmaya çalışmadan,
cevaplar hazırlamadan,
birkaç dakika dururlar..
belki sonra,
her şey daha güzel olur?..


28 Haziran 2015 Pazar

pazar notları



* herkesin birinin eski sevgilisi olduğu bir yerde hala "yeni"nin peşinde koşabilmek.. tuhaf, mucizevi, aptalca, komik.. ama bir o kadar da gerçek. 

* atom bombasını, nükleer santrali bir yana bırak! korkuyu panikle birleştir; üstüne de biraz endişe ekle. yanına jülyen doğranmış kaybetme korkusu koydun mu tamamdır!.. bu silaha hiçbir şey dayanamaz. yok eder, yok olur, ve hatta yok ol(a)madığına pişman eder. evde yalnızken deneme; kalabalıkta keyfini çıkar. zamanın kalırsa tatlı niyetine biraz varsayım verelim; hem de geceyi hastanede geçirme garantili!

* naiflik bazen zayıflıkla karıştırılıyor. özellikle de kendini acımasızca yargılamaya meyilli olduğun zamanlarda.. yapma. karıştırma. mutlu ol. kalbin hala öyle olduğu için. taş gibi olmadığın için. hissettiklerin seni acıtsa bile eminim hissizlikten bin kat iyidir.

* cuma akşamı iş çıkışında adam gibi adam takımından en sevdiğim iki arkadaşımla buluştum. bol vicdan azabı soslu pizzalarımızı yedikten sonra cihangir'de dolandık. gözümüze kestirdiğimiz yeni bir coffee shop'a daldık. birbirinden komik hikayeler dinledim. tatil ve ramazan etkisiyle boşalmış sokaklarda kahkahalarımız çınlarken yoldan geçen biri bize dönüp "gençler yavaş gülün arkadan bülent arınç geliyo" dedi. sonrasını hatırlamıyorum :)

* bazen an geliyo bi jane austen romanına ışınlanmak istiyorum. biraz klişe ama "ben bu yüzyıla ait değilim" sendromu.. sonra aklıma mr. darcy geliyo. okurken ne de güzel di mi?.. aynı house izlerken greg'e hayran olmak gibi. izlemesi güzel; yaşaması zor. bi de gidip cuddy'ye sormak lazım. eminim "I curse the day we met" gibi bişeler söylerdi.          

* "the happiness advantage" diye bir kitap okumuştum. "bir şeyleri başarırsak mutlu oluruz" düşüncesini reddedip; "ancak mutlu olursak bir şeyler başarabiliriz"i çok güzel anlatıyor. şu sıralar kendime hatırlatasım geldi. 

* son olarak, patlıcandan reçel oluyor; bir de üstüne benden bankacı oluyorsa herkesten her şey olur üzülmeyin :)

26 Haziran 2015 Cuma

sss = serbest saçmalama saati


* aynı şeyi yapıp farklı sonuç beklemek aptallıksa; farklı şeyi yapıp aynı sonuca ulaşmak nedir?

* kendimin peşini bırakmıyosam, stalker sayılır mıyım?

* "half night stand"in "one night stand" sayılabilmesi için üstüne kaç saat eklemek gerekir?

* kendime attığım toplantı davetini decline ettikten sonra ilk adımı kim atmalı? 

* hepimiz "bir"sek.. peki birimiz kim?.. herkes herkesin bi parçası mı? peki bozuk parça olma ihtimali var mı?.. o değil de, yedek parça var mı?

* bir şey ya olur ya da olmaz. o zaman olasılık diye bir şey olabilir mi? sonuçta yüzde 50 ihtimal yok mu? matematik yalancı mı?

* spora gitmeyip sahilde koşunca, spor salonunu aldatmış sayılır mıyım? 




19 Haziran 2015 Cuma

sorusu olan var mı?


sor(a)madığın sorular var.
olabilir.
cesaretin yoktur.
doğru zaman değildir.
sor(a)mamak ayıp değil;
ama oturduğun yerden cevaplar uydurmak..
işte o skandal!
yapma.
bekle.
sabret.
ve hatta,
meraktan çatla.
belki çatlaklardan cesaret akar.
kim bilir..


15 Haziran 2015 Pazartesi

işte bunlar hep "confusing" :)


1) İnovasyon

Sözlük anlamına bakıp "yenilik, yenilikçilik, yenileşim" kelimelerini görünce heyecana kapılan bazı(!) arkadaşlar toplantı odalarını laciverte boyatıp ortamlarda "geçen yine bi inovasyon yaptık.." diye anlatıyorlar. Bununla yetinmeyip lacivert odaların açılışını şampanya patlatarak yapanları sormayın konuyu dağıtmak istemiyorum. İnovasyon iyidir, güzeldir. Ama bu güzelliği sağlaması için ortada gerçek bir inovasyon olması gerekir. Ve bildiğim kadarıyla bir ürünün/hizmetin/sürecin "inovasyon" olarak kabul edilmesi için ekonomik başarı sağlaması gerekir. Yoksa gelsin mor odalar, gitsin pembe kurabiyeler, yaşasın turuncu masalar!

2) Motivasyon

Sözlükte "iç ve dış etkiyle kişiyi davranışa yönlendiren istek" olarak tanımlanan motivasyon, sıklıkla "gaza gelmek"le karıştırılır. Motivasyon için "harekete geçmek" gereklidir ama yeterli değildir. Hareketin ardından gelen devamlılık ve kararlılık olmadığı sürece elindeki gaz ve toz bulutunun patlamasıyla kendini bi anda "o kadar motiveydim ki ne oldu anlamadım" temalı seansın ortasında bulursun. Aynı şey "motive etmek" için de geçerlidir. 09:00-18:00 saatleri arasında çalışanlarına sınırsız "mobbing-değersizlik-iletişim bozukluğu" kokteyli sunan şirketler yıl sonunda düzenlenen motivasyon(!) buluşmasında sahneye Tarkan'ı çıkarmalarına rağmen motive olmayan çalışanları karşısında hayretlere düşerler. Kriz masası oluşturup acil toplanırlar ve muhteşem sonuç çıkar: çare bol yeşillikli piknik!..

3) Tasarım

Sözlükteki ilk anlamı "zihinde canlandırılan biçim, tasavvur"; ikinci anlamı ise "bir sanat eserinin, yapının veya teknik ürünün ilk taslağı, tasar çizim, dizayn" olarak belirtilir. Yani tasarım için beyin şart. Önce içerde düşünmek, hayal etmek ve üşenmeden bunları bozmayacak şekilde maddeye aktarmak gerek. "Copy Paste" sağolsun, sağım solum önüm arkam tasarımcı! Bu sayede muhteşem(!) takılar, tshirtler, ıvır zıvırlarla dolu her yer. Ve hatta tasarım inovasyonla birleşip mutfağa sıçradı! Zavallı brownie'nin içine girmeyen kalmadı. Piştikten sonra üzerindeki vişneleri kıbleye doğru dizip "mükemmel olmuş" yorumu bekleyen teyzeye "ya ben pek sevmedim" dediğim için "sen ne anlarsın tasarımdan zaten gurme de değilsin çek git!" azarı işitmişliğim var. Rica ederim benzer durumda olanlar işi zirvede bıraksın, tasarlamasın ya da ne bileyim yavaş tasarlasın bi yardımcı olsun bize!

4) Farkındalık

Ustaların "yargısız bir şekilde an'ı deneyimlemek" diye tanımladığı zavallı farkındalık "selin'in dün akşam giydiği etekle ayakkabı aynı ton değildi fark ettin mi?" sorusuna cevap beklemeden eklenen "bu ara çok fazla meditasyon yapıyorum farkındalığım çok yüksek, gözümden hiçbir şey kaçmıyor asistanım bu durumdan çok rahatsız" cümlesinde nesne olarak kullanıyor mesela. Bunun üstüne ne desem bilemedim. Hayat acımasız, soğu ve zalim(!) 

5) Koçluk

Koçluk ülkesine hiç gitmeyip bloglardan gidenlerin seyahat günlüklerini okuyan bazı arkadaşlar(!) herkesten büyük bir ustalıkla saklanan"koçluk açık uçlu soru sormaktır" sonucuna ulaşabiliyorlar. Ceplerine koydukları bu sonucu koçluk ülkesinin 10 yıllık vizesi olarak algılamaları sonrasında muhabbetin 3. dakikasından itibaren talep edilmemesine rağmen "gel ben sana bir koçluk yapayım" havasına girerler. Haftasonu misafirlerine cevizli kurabiye yaptığını ağzından kaçırdıysan hazır ol! Neden ceviz? Neden kurabiye? Peki ne olsaydı cevizli yapmazdın? Cevize ilk dokunduğunda ne hissettin? Tam olarak kurabiyeden beklentilerin nedir? Amacın ne?...Biri beni durdursun :)


11 Haziran 2015 Perşembe

tenis güzeldir!



hayat bazen..
 "daha ne kadar uzağa gidebilirim" 
hevesiyle yola çıkan tenis topuyla..
"topa ne kadar sert çarpabilirim" 
hırsıyla yanıp tutuşan raketin ilişkisi gibi.

peki sen..
top musun raket mi?

fazla düşünme.
belki de bir cevabı yoktur.

gün içinde 56 kere top,
63 kere raket olmuşluğum var,
ondan biliyorum.

"kaçında ne olduğunun farkındaydın?"
diye sorsan,
işte ona verecek cevabım yok.

ama,
her şeye rağmen..
tenis güzeldir!



10 Haziran 2015 Çarşamba

hazır mısın?..


tüm köşeler kapılmış, yeryüzündeki her yer keşfedilmiş, her şey çoktan icat edilmiş de sana yapacak bir şey kalmamış gibi hissediyor musun?..cevabın evetse, bi kahve koy geliyorum hemen..

benimkine şeker atma, tatlıyı severim ama içeceğim hiçbir şeyin içinde şekere tahammülüm yok. limonatam bile şekersiz olmalı.

neyse, ne diyodum ben?..senden bahsediyoduk. sahi biz napıcaz seninle? madem senin de yapıcak bi şeyin yok kapatıp gidelim bari..

şaka şaka :)

yaratmak öyle bir şey ki..ve günlük hayatın içinde o kadar çok yine yeniden yaratma fırsatı var ki..
biliyorum şimdi görmüyosun.
sen de haklısın.
ama merak etme birazdan yardım edicem.
hazır mısın?..

o zaman başlayalım.
kendinden istifa etmeye ne dersin?
korkma. sadece düşün..
cesaretin var mı sence?..
kendini bırakıp yine yeniden bulmaya?
buraya kadar okuduysan bence umut var.
hazır olduğunda bekliyorum, yola çıkıcaz.
azıcık uzun, azıcık derin,
biraz karışık,
ama çok aydınlık..


görüşmek üzere!

bir cankurtaran olarak "soru"


belki hayat kurtaran değil ama hayatı anlamlandırmak için atılan adımlara sebep olan bir soru: "ben burada ne yapıyorum?

ben bu ofiste ne yapıyorum?

ben bu ilişkide ne yapıyorum?

ben bu şehirde ne yapıyorum?..

soru aklına düştüğü an çok kritik.

kendine sorduğun soruyu duymak..

cevap ver(e)mesen de soruyla yüzleş(ebil)mek.

belki üzerine uyuyup cevap verme cesaretini göstermek..

sorudan da cevaplardan da korkma.

ve unutma ki,

bu evrende cevapsız hiçbir soru yok..





Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...