11 Haziran 2014 Çarşamba

Dört Anlaşma


bu kitabı çok sevdim.
ve fark ettim ki yarısının altını çizmişim :)
işte altı çizili cümleler:

* insan, dünyada aynı hatanın bedelini binlerce kez ödeyen tek hayvandır. diğer hayvanlar her yanlışlarının cezasını bir kez çeker. ama biz? bizim çok güçlü belleğimiz var. bir hata yaparız, kendimizi yargılarız, kendimizi suçlu buluruz, kendimize ceza veririz. eğer adalet varsa bu yeterlidir. hatayı bir daha yapmayız. oysa hatamızı her hatırlayışımızda kendimizi yeniden yargılarız, yeniden suçlu buluruz ve kendimizi yeniden canlandırırız. her hatırlayışımızda tekrar ve tekrar, tekrar ve tekrar cezalandırırız.

* hiç kimse bizi kendimizden daha fazla sömüremez, hiç kimse bize kendimizin zarar verdiğinden daha fazla zarar veremez. bize zarar veren, içimizdeki yargıç, kurban ve inanç sistemimizdir. evet insanlar annelerinin, babalarının, karılarının, kocalarının kendilerini sömürdüğünü, kullandığını, suistimal ettiğini söylüyor ama biz bunun çok daha fazlasını kendimize yapıyoruz. içimizdeki yargıçtan daha kötü bir yargıç olamaz. başkalarının önünde bir yanlış yaptığımızda hatamızı kabul etmeyip örtbas etmeye çalışırız. ama kendi başımıza kalır kalmaz, yargıç öylesine üzerimize gelir ki, suçluluk duygusu öylesine güçlüdür ki kendimizi aptal, kötü ve değersiz hissederiz.

* tüm hayatınız boyunca hiç kimse kendinize verdiğiniz zarar kadar size zarar vermedi, sizi sömürmedi. öz-zararınızın sınırı ölçüsünde başkalarının size zarar vermesine izin verirsiniz. eğer birisi size, sizin kendinize verdiğiniz zarardan daha fazla zarar vermeye kalkarsa, sizi kendinizden fazla sömürmeye çalışırsa, o insandan uzaklaşırsınız. ama sizi, sizden birazcık az sömürdükleri ve zarar verdikleri sürece o ilişkiyi sürdürürsünüz ve sonuna kadar tolerans gösterir, katlanırsınız.

Birinci Anlaşma: Kullandığın Sözcükleri Özenle Seç


* söz, sadece bir ses ya da yazı sembolü değildir. söz, bir güçtür; kendini ifade etme ve iletişim kurma gücüdür. sözle düşünürsünüz. düşünmekte kullandığınız sözlerle yaşamınızdaki olayları yaratırsınız.

* söz, insan olarak sahip olduğunuz en güçlü araçtır. söz, büyü aracıdır. ama iki yanı keskin kılıç gibi, sözünüz en güzel rüyayı da yaratabilir, etrafınızdaki her şeyi de yok edebilir.


İkinci Anlaşma: Hiçbir Şeyi Kişisel Algılama

* bireysel önemlilik ya da kişisel algılamak, bencilliğin en üst düzeydeki ifadesidir. çünkü her şeyin "kendimizle ilgili" olduğunu varsayarız. 

* diğer insanlar merkeze sizi koyan hiçbir şey yapamaz. yaptıkları her şey kendileriyle ilgilidir. herkes kendi rüyasını yaşar, kendi zihinlerinde oluşturduğu rüyayı yaşar. bu rüyalar bizim rüyamızdan tamamen farklıdır.

* birisinin söylediği ve yaptığı şey arasında fark varsa ve siz davranışa değil, söylenene kulak vermeyi seçerseniz kendinize yalan söylemiş olursunuz. kendinize doğruları söyleyebilmek, sizin boş yere duygusal acı çekmenizi engeller. kendinize gerçeği itiraf etmek size acı verebilir ama bu acıyla özdeşleşmeye ihtiyaç duymazsınız.

* gerçeği kabul etmek iyileşmenin başlangıcıdır ve bir süre içinde her şey daha iyiye doğru düzelecektir.

* birisi size sevgi ve saygıyla davranmıyorsa, o kişinin sizden uzaklaşması sizin için bir armağandır.


Üçüncü Anlaşma: Varsayımda Bulunma

* varsayımda bulunmanın problemi, varsayımlarımızın gerçek olduğuna inanmamızdır. başkalrının neyi düşündüğüne ya da yaptığına dair varsayımlarda bulunuruz. varsayım teorilerimizi kişisel algılarız. sonra da o kişileri suçlar ve sözlerimizle duygusal zehir saçarak tepki gösteririz.

* her türlü ilişkide başkalarının bizim nasıl düşündüğümüzü bilmeleri gerektiğini, bu yüzden bizim isteklerimizi tahmin edebileceklerini varsayarız. ama beklentimiz gerçekleşmediğinde kırılır, incinir, üzülür "bunu bana nasıl yapabildin? bilmeliydin" diye düşünürüz. varsayımda bulunduğumuz yetmiyormuş gibi karşımızdakinin istediğimiz şeyi bildiği halde yapmadığını da varsayarız. üst üste binen varsayımlarla kocaman bir drama yaratırız.

* başkalarının bizim gibi düşündüğünü, hissettiğini, yargıladığını ve sömürdüğünü varsayarız. insanların en büyük varsayımı budur. işte bu yüzden başkalarının yanında kendimiz olmaktan korkarız. çünkü herkesin bizi yargılayacağını, suçlayacağını, kullanacağını ve sömüreceğini varsayarız. tıpkı kendimizin yaptığı gibi.

* bu yüzden başkalarına bizi reddetme şansı vermeden, biz kendimizi reddederiz. başkalarının bize yapacağı şeyi, bizim kendimize yapmamız daha güvenlidir.

* kendinizi varsayımdan kurtarmanın yolu soru sormaktan geçiyor. iletişimin açık olmasına özen gösterin. anlamadığınız bir şeyi sorun. konu zihninizde netleşene kadar soru sorma cesareti gösterin. o zaman bile durumla ilgili her şeyi bildiğinizi varsaymayın. 

* alışkanlıklarımız ve rutin davranışlarımız içinde varsayımlarda bulunduğumuzu fark etmeyiz bile. bu alışkanlıklarımızın farkında olmak ve bu anlaşmanın önemini kavramak ilk adımdır. ama bu yeterli değildir. bilgi ya da fikir zihnimizde sadece bir tohumdur. fark yaratacak olan şey aksiyondur, bilgiyi hayata geçirmektir.

* pratik yapmak, bir şeyi tekrar tekrar uygulamak iradenizi güçlendirir, tohumu besler ve yeni alışkanlığın yerleşmesi için sağlam bir temel oluşturur. birçok tekrardan sonra bu yeni anlaşmalar ikinci doğanız haline gelir. o zaman sözünüzün büyüsünün sizi kara büyücüden beyaz büyücüye nasıl dönüştürdüğüne tanık olursunuz. beyaz büyücü sözü, yaratmak, vermek, paylaşmak ve sevmek için kullanır.


Dördüncü Anlaşma: Daima Yapabildiğinin En İyisini Yap

* daima sözünüzü özenle kullanabilmeyi beklemeyin. rutin alışkanlıklarınız çok güçlüdür ve zihninize kazılmış olabilir. ama yine de yapabileceğinizin en iyisini yapabilirsiniz.

* hiçbir şeyi asla kişisel algılamamayı beklemeyin. sadece en iyisini yapın.

* asla bir daha varsayımda bulunmayacağınızı beklemeyin. sadece en iyisini yapın.

* ayağa kalkın ve insan olun. kadın ya da erkek olmanın onurunu hissedin ve cinsiyetinize saygı duyun. bedeninize saygı duyun, bedeninizden haz alın, bedeninizi sevin, besleyin, temizleyin ve iyileştirin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...