20 Aralık 2013 Cuma

Yeraltından Notlar / Dostoyevski


orada, o iğrenç, leş kokulu yeraltındaki yerinde hakarete uğramış, aşağılanmış, alaya alınmış faremizin içi kısa zamanda buz gibi, zehirli, en önemlisi de sonsuz bir kinle dolar. uğradığı hakareti utanılacak en küçük ayrıntısına kadar kırk yıl boyunca sürekli hatırlayacak ve her hatırladığında da onlara yeni yüz kızartıcı olmadık ayrıntılar ekleyerek kendi hayal gücüyle kendi kendisini zalimce kızdıracak, kendisiyle alay edecektir. kendi kurgusundan kendisi utanacak, ama yine de hepsini hatırlayacak, hepsini gözünde canlandıracak, "böylesi de olabilirdi" bahanesiyle sürekli olmadık ayrıntılar ekleyecek ve hiçbir şeyi bağışlamayacaktır, ama bunu zaman zaman, minik minik, gizli saklı, gizlendiği yerden ortaya çıkmadan, öç almak hakkının olduğuna, öç almayı başarabileceğine inanmadan, üstelik bu sırada kendisinin öç alacağı insandan misliyle daha fazla acı çekeceğini, adamın ise kılının bile kıpırdamayacağını bilerek yapacaktır.

***

elbette bunu yapacak gücüm yoksa böyle bir duvarı alnımla yıkacak değilim, ama sırf o taştan bir duvar ve benim onu yıkacak gücüm yok diye onu kabullenecek de değilim.

***

başka bir sefer de aşık olmayı çok istedim, hatta iki kere. inanın bana baylar çok acı çektim. ruhunun derinliğinde acı çektiğine inanmıyorsun, güleceğin geliyor, ama acı çekiyorsun, hem de en hakikisinden, katıksızından, kıskanarak, kendinden geçerek...

***

arzularımı yok edin, ideallerimi silin, bana daha iyisini gösterin ve ben sizin peşinizden geleyim. siz belki ilgilenmeyeceğinizi söyleyeceksiniz ama bu durumda ben de size aynı cevabı veririm. ciddi olarak tartışıyoruz, bana ilgi göstermeyecekseniz ben de önünüzde eğilerek sizi selamlayacak değilim. nasılsa yeraltım var.

***

en nihayetinde hiçbir şey yapmamak en iyisi baylar! kendini bilinçli bir atalete koyvermek en doğrusu! bu nedenle, yaşasın yeraltı!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...