26 Ağustos 2012 Pazar

İtiraflarım / TOLSTOY

Benim için Tolstoy'un yeri farklıdır, ayrıdır, fazlaca özeldir..
Tuhaf fikirlere kapılıp tam da kendimden şüphe edecekken aynı şeyleri kendisinin düşündüğünü ve aynı benim gibi kendinden şüphe ettiğini okumak, içinde bulunduğum evrenden kopmak üzereyken tekrar yer çekimini hissettirir bana..
Bu kitabını okumakta ne kadar da geç kalmışım diye düşündüm daha ilk sayfaları çevirirken.
Sonra fark ettim ki aslında geç kalmak diye bir şey yok, aynı tesadüflerin olmadığı gibi.
Bu kitapta Tolstoy "Hayatın Anlamı"nı sorguluyor. "Neden dünyaya geliyoruz? Sonumuz ne olacak? Sonunda ölüm varsa nedir bu hayat denilen şey? Sadece boşa çaba mı?" gibi sorular soruyor.
Sonra bu soru/sorunlarla nasıl başa çıktığını ya da başa çıkamadığını anlatıyor. Kimi zaman ilk çağ filozoflarından,  kimi zaman da cahil köylülerden yardım almaya çalışıyor.
İşte kitaptan altını çizdiğim bazı cümleler:

*Oysa akıl, doğruluk, dürüstlük, yufka yüreklilik ve ahlaklılık çoğunlukla kendini inançsız ilan eden insanlarda görülüyor.

*..o sıralar her türlü ipi saklıyordum, her akşam üstümü değiştirdiğim odada, dolapların arasında kendimi asmayayım, yani hayattan kurtulma konusunda o kolay çareye başvurmayayım diye. Ne istediğimi kendim de bilmiyordum. Hayattan korkuyordum, ondan kaçıyordum ve her şeye rağmen ondan yine de bir şeyler ümit ediyordum.

*Başarılarım, nasıl olursa olsunlar, er geç unutulacak ve ben hayatta olmayacağım. O halde bütün çaba niye? İnsanoğlu bunu nasıl göremez ve yaşamaya devam eder, bu şaşılacak bir şey doğrusu! Ancak hayatın sarhoşluğuna kapılmışsa yaşayabilir insan.

*"Sen yalan içinde yaşıyorsun, ben gerçekte." iddiası, bir insanın ötekine söyleyebileceği en acımasız sözdür.

*Her insan Tanrı'nın iradesiyle dünyaya gelmiştir. Ve Tanrı insanı öyle yaratmıştır ki,i her insan ruhunu mahvedebilir ya da kurtarabilir. İnsanın hayattaki görevi, ruhunu kurtarmaktır. Ruhunu kurtarmak için insanın Tanrı'ya benzer yaşaması gerekir. Hayatın bütün zevklerinden kurtulması, çabalaması, alçak gönüllülük göstermesi, sabretmesi ve merhametli olması gerekir. (Tolstoy'un bu görüşünün sadece bir kısmına katılıyorum. Tanrı'ya benzer yaşamak için zevklerden arınmaya ya da büyük bir çaba içine girmeye gerek yok bence.  Bizler eğer ki Tanrı'nın birer parçasıysak; iyi-kötü tüm hisler, duygular, zevkler, heyecanlar..da Tanrı parçacıkları olmalı, neden kurtulalım ki?)

16 Haziran 2012 Cumartesi

Tanrı ile Sohbet 2 (Conversations With God 2)


*Gerçekle yüzleş; gerçek seni özgürleştirir.

*Negatif duyguları ifade etmemek onların kaybolmasını sağlamaz. Sadece onları senin içinde tutar. Bedenine ve ruhuna zarar verir.

*Korkak ya da kızgın davranışların normal olabilir, ama asla doğal değildir. Senin doğanda sevgi var. Ancak sevgi dolu olursan doğal olur.

*Dua ederken Yüce İsa, Bakire Meryem, Güneş Tanrısı Ra ya da diğerleri..Hep başka birinin adını kullanıyorsun. Onlardan diliyorsun. Çünkü kendini değersiz hissediyorsun. Tanrı'yla arana başka kimseyi koymaya ihtiyaç yoktur.

*Meditasyon yapıyorsun, ritüeller izliyorsun, içindeki spiritüelliği harekete geçiriyorsun, içindeki Tanrı'yı uyandırıyorsun. Ama tüm bunları sadece işine gelen zamanlarda, sana ilham gelen zamanlarda yapıyorsun. İsa olmak istiyorsan İsa gibi davran..Her gün..her dakika..

*Kendi yarattığın dramalarda rol almakla o kadar meşgulsün ki, o dramaların neden yarattığını düşünecek zamanın bile yok.

*Sen olduğun halinle mükemmelsin. Bu gerçeği kabul et.

*Hayatın amacı Tanrı'yı memnun etmek değil; kendini yeniden yaratmak ve tecrübe etmektir.

*Eğer ölümü tecrübe etmiş olsaydın, ölenlerin arkasından asla yas tutmazdın. Çünkü ölüm aracılığı ile ruhun nasıl bir huzura kavuştuğundan haberin yok.

*Dünyada bazı şeylerin değişmesini istiyorsan, kendi dünyandaki şeyleri değiştirmekle başla.

*Sahip olduğun değerli anları hayatın sırlarını ortaya çıkarmaya çalışarak harcama. Sırların sır olmasının bir sebebi var. Değerli anlarını kendini yaratmakla ve ifade etmek için kullan.

*Düşüncelerin saf titreşimlerdir. Bu titreşimler kolayca fiziksel maddeye dönüşür.

*Başkasına ihanet etmemek adına kendine ihanet etmek, ihanetlerin en büyüğüdür.

*Her şeyin tadını çıkar; hiçbir şeye ihtiyaç duyma!

*Birine ihtiyaç duymak, ilişkiyi öldürmenin en kısa yoludur.

*Bilgelik; bildiğin şeyi uygulamaktır. Hiçbir şeyi yapmaya çalışma. Sadece yap!

*Şunu unutma: Bilgi unutulur, bilgelik asla unutulmaz.

*Çocuklarına mutlaka öğretmen gereken 3 temel konsept var: Farkındalık, Dürüstlük ve Sorumluluk

*Bir şeyi değiştirmek istiyorsan, yapman gereken ilk şey tüm sorumluluğu üstüne almaktır.

*Birine yardım etmekle güç kazanıyorsan, aslında yardım ediyor sayılmazsın. İnsanlara sana bağımlı olmalarını sağlayacak şekilde yardım etme. Onların bağımsız olmaları için yardım et.

*Hayatına giren ve hayatına girdiğin herkes için bir armağan ol..Olamıyorsan, onların hayatına girme.

7 Şubat 2012 Salı

İnsan Ne ile Yaşar



Bu kitapta 4 tane hikaye var:    

* İnsan Ne ile Yaşar?
* Üç Soru
* İnsana Ne kadar Toprak Lazım?
* Efendi ile Uşak

Okuması çok kolay, içeriği de hayat dersleriyle dolu. İşte altını çizdiğim birkaç cümle:

* Anladım ki Tanrı insanların birbirlerinden ayrı ayrı değil, tek vücut halinde yaşamalarını istediğinden her birine kendi ihtiyaçlarını değil; her birine hepsi için gerekli olan şeyleri ilham ediyor.

* Tek önemli vakit vardır: içinde bulunduğunuz an. O an en önemli vakittir, çünkü sadece o zaman elimizden bir şey gelebilir. En önemli kişi, kiminle beraberseniz odur, zira hiçkimse bir başkasıyla bir daha görüşüp görüşmeyeceğini bilemez ve en önemli iş iyilik yapmaktır; çünkü insanın bu dünyaya gönderilmesinin tek sebebi budur.

26 Ocak 2012 Perşembe

Tanrı ile Sohbet (conversations with god)



Bu kitabı yeni bitirdim. Uzun zamandır okuduğum en etkileyici kitap. Bu konularla ilgili birisi olarak bana en çok ilham veren, kafamdaki soru işaretlerini bir bir yok eden bir başucu eseri olarak yerini aldı. Tüm secret ve benzeri kitaplardan çok önce yazılması ve hepsinden daha açıklayıcı olması beni etkiledi. Zaten Tanrı ile sohbet konsepti tek başına eğlenceli. Ben kitabın orjinali yani ingilizcesini okudum. Daha sonra Türkçe çevirisini de inceledim. Çevirisi de gayet başarılı fakat eğer ingilizce okur yazarlığınız iyiyse orjinalini okumanızı tavsiye ediyorum. Çok daha akıcı,samimi ve ingilizcenin her türlü dil oyunları kullanılmış. Şimdi kitapta altını çizdiğim cümleleri kendimce çeviriyorum:

*Tanrı senin hayat şartlarını yaratmadı; o sadece seni yarattı ve sana güç, yetki verdi. Tanrı hayat sürecini yarattı ve sana özgür seçim hakkı verdi. Yani başına gelenlerin yaratıcısı Tanrı değil; o sadece gözlemci.

*Evrende kurbanlar yoktur; yaratanlar vardır.

*Sana bir şey yapıldığını düşünüyorsan kendi kendine sana verilmiş olan ''yapma-yaratma'' yetkisini yok ediyorsun, kullanılmaz hale getiriyorsun demektir.

*Başımıza gelen tüm kötü şeyler bizim seçimimizdir. Ama buradaki asıl hata onları seçmek değil; onları ''kötü'' olarak tanımlamamızdır. Çünkü onlara kötü diyerek aslında kendimizi yani onları yaratanları kötülemiş oluruz.

*Dünyada yaşanan felaketler spesifik olarak bizim tarafımızdan yaratılmaz. Bizim bu olaylardaki yaratım etkimiz bu olaylardan ne kadar zarar görüp etkilendiğimizle doğru orantılıdır.

*İsa hayattayken bazı insanlara yardım etmiş,şifa vermiştir. Peki İsa neden bazılarını iyileştirmiş diğerlerine dokunmamıştır?..Bu İsa'nın kararı mı yoksa insanların seçimi mi?..Sence İsa bazılarını kurtarıp diğerlerinin acı çekmesini mi istemiştir?..

*Hayatın senin yaptığın ya da yapmadığın seçimler yüzünden şimdi olduğu gibidir.

*Tesadüf diye bir şey yoktur. Hiçbir şey kazara olmaz.

*Düşünce her şeye hayat veren tohumdur.

*Tanrı'nın çocuğu olduğunu, onun bir parçası olduğunu hatta ondan farksız olduğunu kabul etmek zorundasın. Bu en büyük kuraldır.Bu kural senin yaratıcı olduğun anlamına gelir.

*Yarattığım şeylerden keyif al,onları kutla,kendini kutla mutlu ol!..Yarattığın bir şey seni rahatsız ettiyse onu da kutsa ama sonra basitçe değiştir. tek yapman gereken yeniden seçmek.

*Kendini negatif düşünürken yakaladığında tekrar düşün. Çıkmaz bir yolda olduğunu düşündüğünde yeniden düşün. Bunun işe yaramadığını düşündüğünde yeniden düşün. Nasıl düşündüğünü düşün. Bu konuda kendini eğit.

*Bugüne kadar sevdiğin, hoşlandığın şeyler hep kötüymüş gibi öğretildi sana. Para, seks, eğlence..Tutkuların da kötü olduğunu düşündün. Bir zamanlar kötü sayılan tutkulara kapılanlar daha sonra dindar olma tutkusuna sarıldılar yani bir tutkudan diğerine geçtiler. Bu doğru bir şey değil. Bir tutkudan kurtulmak için diğerine tutunma. Bir şeye tutkuyla mı bağlısın?..Sadece düşün sana hizmet ediyor mu?..Ediyorsa sorun yoktur.

*Tutku ile Beklenti çok karıştırılan iki şeydir. Eğer aşıksan ve sadece o aşkı iliklerine kadar yaşıyorsan bu tutkudur ve güzeldir. Kendin olmana, kendini ifade etmene yardım eder. Fakat aşıksan ve karşı taraftan beklentilerin varsa bu tutku olamaz. Bu sadece beklentidir.Ve bu beklenti mutsuzluğunun sebebidir.

*Eğer hiç tutkun yoksa, bu bir hayatın olmadığı anlamına gelir.

*Tanrı'nın gücü sana yetki vermek yani seçim şansı sunmaktır. Memnun olmadığın her ne varsa tekrar seç!

*İnsanlar hep başkaları aracılığıyla kendilerini sevmeye çalışıyorlar. Biri seni severse sen kendini sevilebilir bir insan olarak göreceksin ve sen de seveceksin. Bu çok yanlış. Bunun için başkasının sevgisine ihtiyacın yok. Önce kendini sev.

*Senin her düşüncene, her cümlene karşılık olarak evren ''evet öyledir'' (and so it is..) der. Yani sen ''başarısızım'' dediğinde ''evet öylesin'' cevabını verir ve sen o durumu yaşarsın. Bu noktada ilginç olan şey ''başarılı olmak istiyorum'' dediğinde de ''evet öyle'' cevabını verir ama bu seni asla başarıya götürmez. Sadece başarı isteme halini sürdürür. Bu durumu düzeltmek için ''ben başarılıyım'' demelisin, buna inanmalısın. Eğer kafan karışıyorsa en azından ''başarı bana geliyor, her adımda ona yaklaşıyorum'' demeyi dileyebilirsin. unutma düşünceler çok güçlüdür, ağzından çıkan sözcükler de!
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...