10 Ocak 2011 Pazartesi

COŞKU (Osho)


*İnsanoğlu muazzam bir şekilde mutlu olabilir ve muazzam bir şekilde mutsuz olabilir. Ve seçiminde özgürdür. Bu özgürlük risklidir; bu özgürlük çok tehlikelidir. Çünkü sen sorumlu hale gelirsin.

*''Doktorum size görünmem konusunda ısrar etti.'' dedi adam psikiyatra.
''Ne için olduğunu Tanrı bilir; mutlu bir evliliğim, güzel bir işim, pek çok dostum var; hiçbir endişem yok..''
Not defterine uzanırken ''Hmmmm'' dedi psikiyatr, ''..ve ne kadar zamandır böylesin?''
Depresyondan, üzüntüden, mutsuzluğundan bahsederken herkes buna inanır; bu doğal gözükür.Eğer mutluluğundan bahsedecek olursan hiç kimse sana inanmaz; bu doğal gelmez.

*Pek çok din var çünkü çok sayıda insan mutsuzdur. Mutlu bir insanın hiçbir dine ihtiyacı yoktur.Mutlu insanın kiliseye, camiye, sinagoga ihtiyacı yoktur çünkü onun için tüm evren tapınaktır, tüm varoluş bir kilisedir. Mutlulukla ne yaparsan yap o bir duadır. İşin bir ibadete dönüşür.

*Eğer yaptığın işi seversen o zaman meditasyon halindesindir. O zaman hiçbir şey seni rahatsız etmez.

*Mutlu ol ve meditasyon onu takip edecek. Mutlu ol ve dindarlık onu takip edecek. Mutlu olmak temel koşuldur.

*Öncelikle temel olan şey, neden mutsuz olduğunu anlamaktır. Şayet bu nedeni ortadan kaldırmazsan meditasyon yaparsın ama pek yararı olmaz çünkü temel neden orada duracak.

*Bekleme! Çünkü beklediğin zaman Godot'yu bekliyorsun ve Godot hiçbir zaman gelmeyecek. Kişi basitçe bekler ve hayatını boşa harcar. Kim için ne için bekliyorsun?..

*Kendi kendine karar vermek zorundasın. Hayatını kendi ellerine almak zorundasın. Aksi takdirde hayat senin kapını çalmaya devam eder ve sen asla orada olmazsın; her zaman başka yerdesindir.

*Nerede mutlu bir insan görülse, her zaman meditasyon halinde olduğu görülmüştür ve bu ikisi özdeşleşmiştir. Oysa bunun tam tersi geçerlidir. Meditasyon, sen mutlu olduğunda gelir. Meditasyon yapmak kolay, mutlu olmak zordur ve insanlar kolaya kaçar. Meditasyon yapmaya çalışırlar.

*Saadeti yaşa. Zevklerin balta girmemiş ormanlarında kaybolma. Zevk hayvanidir, mutluluk insanidir, saadet ise ilahidir. Zevk seni bağlar, seni zincire vurur. Mutluluk sana biraz daha ip verir ama birazcık daha. Saadet nihai özgürlüktür. O seni kanatlandırır. Hafiflersin. Coşku dolu olursun.

*Zevk gelir ve gider. Saadet hiçbir zaman gelmez ve hiçbir zaman gitmez. O zaten senin varlığının en derin özündedir.

*Coşku içsel bir olgudur. Koşullara bağlı değildir. Sana aittir.

*Mutluluk başına gelir. O yüzden ona mutluluk (happiness) demişlerdir. Sözcüğün kökü ''Happens'' başına gelmek demektir. Mutluluk her zaman oradadır ancak onu kovalarsan sadece ıskalarsın.

*Aydınlanmak acıdan kaçmak değil, acıyı anlamaktır. Istırabını anlamaktır, mutsuzluğunu anlamaktır.

*Istırabını anlamaya çalış. Onu yaşa, onun en derinine in. Nedenini bul, niçin orda? Bırak anlayış senin meditasyonun olsun.

*Sadece coşkusuz bir insanın eğlenceye ihtiyacı vardır. Dünya coşkusuz hale geldikçe daha çok televizyona, filmlere, dizilere ve binbir tane şeye ihtiyacımız olur. Daha çok alkole, uyuşturucuya ihtiyaç duyarız. Sırf içinde bulunduğumuz ıstıraptan kaçalım diye. Fakat sadece bunları unutarak hiçbir şeyi elde edemeyiz.

*Bir kez mutsuzluğunla yüzleşmeyi öğrendiğinde coşku dolu hissetmeye başlarsın. Çünkü onunla yüzleşme sürecinde mutsuzluk ortadan kalkmaya başlar ve sen giderek daha çok bütünleşmeye başlarsın.

*Istırap seni özel kılar. İlgi çekmeni sağlar. Ne zaman perişan bir halde olursan sana ilgi gösterilir, sempati duyulur. Hiç kimse mutlu bir insandan hoşlanmaz çünkü mutlu bir insan diğerlerinin egosunu incitir. Dünya mutsuz insanlardan oluşur ve hiç kimse tüm dünyayı karşısına alacak kadar cesaret sahibi değil.

*Nasıl mutlu olunacağını öğren, mutlu insanlara saygı duymayı öğren ve mutlu insanlara daha çok ilgi göster. Mutsuz insanlara çok fazla sempati duyma. Bir insan ıstırap çekiyorsa yardım et ama sempati duyma. Ona perişanlığının değerli bir şey olduğu fikrini aşılama.

*Ego mutsuzlukla geçinir, ne kadar çok mutsuzluk varsa o kadar iyi beslenir. Coşku dolu anlarda ise ego tamamen yok olur. Eğer egoyu istersen affedemezsin, unutamazsın; özellikle de yaraları, acıları, hakaretleri, aşağılamaları..Onları abartmaya devam edip duracaksın. Onları vurgulayacaksın. Neşe, ego için bir zehir gibidir ve mutsuzluksa vitamin gibidir.

*Şayet affetmeye çalışırsan bu gerçek affediş değildir. Çaba ile sadece baskılayabilirsin. Sadece zihninin içindeki aptalca oyunu anladığında affedebilirsin.

*Ancak unutma: Ego affetmek aracılığıyla da yaşayabilir. ''Affettim, düşmanlarımı bile affettim. Ben sıradan bir insan değilim.'' fikriyle kendisini besleyebilir. Uyanık ol.

*Şimdide yaşamaya başlamadıkça, geçmişi unutmayı ve bağışlamayı başaramayacaksın. Geçmişte olan her şeyi unutup bağışlamanı önermiyorum. Sadece şimdide yaşa. Farkında ol ve tetikte ol. Farkındalık geçmişte ve gelecekte olmaz. Farkındalık sadece şimdiyi bilir. Şimdide olmanın saadetini hissettikçe geçmişe gidip durmayı bırakacaksın. Unutmak ve bağışlamak zorunda kalmayacaksın. Kendiliğinden kaybolacak, sen şaşıracaksın.

*Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım. Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun. Çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun. Sorun yaratırsın ve bu sayede hayatın büyük bir iş, bir gelişim olduğunu hissedersin ve çok çetin mücadele etmek zorundasındır.

*Ego sadece mücadele ettiğinde, savaştığında var olabilir. Sorun ne kadar büyükse meydan okuma ne kadar büyükse, egon da o kadar yükselir.

*Peki çözülmesi gereken bir sorun yokken ne yapacaksın?..Birden yaşamaya başlayacaksın. Yiyeceksin, uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, dans edeceksin..

*Ne zaman kendini bir sorunun içine doğru giderken görürsen kendini yakala!..Koş, zıpla, dans et ama sorunun içine girme. Hemen bir şeyler yap ki sorunu yaratan enerji sıvılaşsın, buzları çözülmüş hale gelsin, eriyip kozmosa geri dönsün.

*''Bedeli ne olursa olsun ben sadece kendim olmak istiyorum. Ayıplanmak, kabullenmemek, saygınlığı yitirmek; hepsi tamam ama artık bir başkasıymış gibi yapmayacağım.'' demek zorundasın. Ve bu karar ve kararın ilanı doğal varlığını, senin bireyliğini dünyaya getirir.

*Her türden ıstırabı sadece gözle: Ya içinde kaybetmeye hazır olmadığın bir zevk vardır ya da önünde bir havuç gibi sallanan bazı umutlar vardır. Mesela sevgilinden ayrılınca zihnin ''Sevgilin seni terk ettiğinde kalbinin kırılması doğaldır çünkü o kadar çok sevdin ki!..'' der. Aslında yarandan bilinçsiz bir şekilde keyif alıyorsun. Yaran senin muhteşem bir aşık olduğun fikrini veriyor. Bu yüzden de dağılmamış dahi olsan dağılmış gibi yaparsın, çok büyük bir ıstırap içinde olduğuna kendini inandırırsın. Sırf kendini çok büyük bir aşık olduğuna inandırmak için zırlayıp duracaksın.

*Delinin ve mistiğin bir benzerliği var: Her ikisi de zihnin dışında. Deli, zihnin altındayken mistik zihnin ötesinde. Ben delirin demiyorum, mistik olun diyorum. Mistik bir deli kadar mutlu ve bir akıllı kadar da akıllıdır.



*Sahiplenme. Kullan ama sahip olma. Çünkü sahip olan kullanamaz. Kullanmaya kıyamaz. Kendi sahiplendiği şeylerin esiri olur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...