17 Ocak 2011 Pazartesi

DUYGUSAL İYİLEŞME (OSHO)


*Diyelim ki biri sana hakaret etti ve sen de öfkelendin. Sen kendinin öfkelenmeye başladığını düşünüyorsun ama bilimsel olarak ifade etmek gerekirse diğer insanın yaptığı hakaret sadece bir uzaktan kumanda görevi görüyor. Sana hakaret eden kişi senin davranışını yönetiyor. Senin öfken onun elinde; sen bir kukla gibi davranıyorsun.



*Zihin bir mekanizmadır. O sen değilsin. O dışarıdan gelen şeyleri kaydeder, sonra dışarda gelişen olaylara bu kayıtlara uygun olarak tepki verir. Bir Hintli ve bir Müslüman, bir Yahudi'yle bir Hıristiyan arasındaki tek fark farklı gramofon kayıtlarına sahip olmalarıdır.


*Neden her çocuk ana rahminden çıkarken annesine büyük bir acı verir? Neden her çocuk ağlayarak dünyaya gelir? Çünkü rahim onun evidir; onun evi elinden alınmaktadır, dünyası yıkılmaktadır. Aniden kendisini yabancı bir dünyada yabancı insanların ortasında bulur.

*Bastırmak seni sahte bir hale getirir. Bastırmakla öfke, cinsellik, açgözlülük ortadan kalkmaz. Sadece etiketleri değişir. Onlar bilinçaltına girerler ve oradan çalışmaya devam ederler. Yeraltına inerler. Psikanaliz hareketinin amacı bu şekilde gizlenmiş olanı yüzeye çıkarmaktır. O bir kere bilince ulaştığında ondan kurtulabilirsin.

*Ben sana ve senin doğana güveniyorum. Ben hayvan doğasına güveniyorum. Eğer doğanın kendi yolunda gitmesine izin verilirse; evet bazen öfke olacaktır ve bazen de sesler yükselecektir ama bunda yanlış bir şey yoktur. Bu insancıl bir şeydir ve güzeldir. Ama hiç savaş olmayacaktır. Psikologlar tüm silahların penise benzediğini söyler. Bir kadının bedenine giremediğin için bir başkasının bedenine kılıçla girersin. Kılıç, penisle ilgili bir semboldür. Geçmişte askerlerin seks yapması yasaktı. Bu şekilde tüm cinsellik enerjilerini savaşta kullanabilirlerdi.

*Bir gün köpek kendini hasta hisseder ve hiçbir şey yemez. Bu doğaldır. O yemez çünkü istemez. Kendi duygusu ile hareket eder. Bir kuralı takip etmez. Oruç tutmayı bilmez. Gidip ot yer ve kusar; otlar onun kusmasına yardımcı olur. Kimse ona öğretmemiştir. Yemek istediğinde yer, istemediğinde yemez. İşte ben gerçek hayat diye buna derim. Bazen canın yemek istemiyorsa yeme. Ben oruç tutmaya karşı değilim, ben oruç tutmanın felsefesine karşıyım. Her pazar oruç tutmayı bir kural haline getirme. Bu aptalcadır. Bazen cuma canın bir şey yemek istemeyebilir o zaman ne yapacaksın? Kendini yemek yemeye zorlayacaksın çünkü günlerden cuma.

*Unutma öfkeli olamayan biri seven biri de olamaz. Güller sadece dikenleriyle büyüyebilir. Ateşli bir şekilde öfkeli olamazsan, ateşli bir aşık da olamazsın. Çünkü sıcak olamazsın, donmuş olursun.

*Öfkelendiğinde sadece öfkelen. Bunun bir meditasyon olmasına izin ver. Kendini odana kapat. Kendi başına otur ve bırak öfke gelebildiği kadar gelsin. Eğer içinden vurmak geliyorsa bir mindere vur. Canın ne yapmak istiyorsa yap; minder asla karşı çıkmayacaktır. Eğer istersen bir bıçak al ve öldür onu. Bunun muazzam faydası olur.Onu döv, ısır, fırlat, at..Komik, aptal gibi hissedeceksin ama öfke komiktir; bununla ilgili bir şey yapamazsın. O nedenle bırak olsun. Onu bir enerji olgusu olarak kabul et. Eğer kimseye zarar vermiyorsan bunda yanlış bir şey yok. Sonra bütün gün ne oluyor izle. Daha sakin olacaksın çünkü öfke haline gelebilecek enerji atılmıştır.

*Bazen o kadar üzgünsündür ki kelimeler onu taşıyamaz; sana gözyaşları yardımcı olur. Kadınların erkeklere göre daha az delirmesinin nedenlerinden biri de budur çünkü onlar her an ağlamaya , gözyaşı dökmeye ve bir şeyleri fırlatmaya hazırdır. Onlar her gün geçici olarak delirirler. Erkek biriktirmeye devam eder ve bir gün patlayıverir, hem de toptan!..Kadınlar ise perakende olarak delirir ve bunu her gün parça parça tüketmek daha akıllıcadır. Neden biriktiresin ki?..Erkekler kadınlara göre daha fazla intihar ederler. Kadınlar intihar etme konusundan daha fazla bahsederler ama buna daha az kalkışırlar. Erkek bastırmaya devam eder. Ve her şeyin bir limiti vardır.

*Duyguların rahat bırakılması, serbest kalması gerekir. Kendini ağlamaklı hissettiğinde ağlamalısın, gülmek sitediğinde gülmelisin. Bu bastırma saçmalığını bir kenara bırakmak zorundasın. İfade etmeyi öğrenmek zorundasın çünkü sadece hislerin, duyguların, hassaslığın aracılığı ile iletişimin mümkün olduğu o titreşime ulaşabilirsin.

*Kendinle ilgili sabit ve kesin fikirlere sahip olma. İdealleri bir kenara bırak. Eğer cesur bir adam olma idealini taşıyorsan korkak olmak çirkin bir şey gibi gözükecektir. Ama korkaklık bir gerçektir; ideal ise sadece bir idealdir, zihnin fantezisinden ibarettir. Fantezileri gerçekliğe kurban et, tüm ideallerden vazgeç. O zaman hayat tekrar bütünsel bir hale gelmeye başlar. Reddedilmiş tüm parçalar ait oldukları yere dönmeye başlar ve bastırılmış olanlar yüzeye çıkar. Artık parçalanmıyorsun. Örneğin eğer ben kendimi '''nazik'' bir insan düşünüyorsam, öfke duyguları ortaya çıktığında kendime öfkelenmek için izin vermem çünkü nazik insanlar öfkelenmezler.

*Öfkeni bastırırsan onu biriktirmeye başlarsın. Sonra öfke gelip giden bir şey olmaktan çıkar; benliğinin bir parçası olmaya başlar. Artık birinin onu kışkırtmasını beklersin. En ufak bir kışkırtmada ateş alır ve sonra ''İstemeden yaptım.'' diyeceğin şeyler yaparsın.

*An be an yaşayan insan bazen öfkeli, bazen neşeli, bazen mutlu, bazen mutlu olur. Ama onları uzun süre taşımayacağından emin olabilirsin. Çok kontrollü ve benliğinde herhangi bir duygunun ortaya çıkmasına izin vermeyen bir insan tehlikelidir. Eğer ona hakaret edersen öfkelenmez, içinde tutar. Yavaş yavaş o kadar çok biriktirir ki sonunda gerçekten kötü bir şey yapar.

*Bazı anlarda öfkeliyim, bazı anlarda üzgünüm, bazı anlarda kıskancım, bazı anlarda neşe doluyum. An be an gerçekleşen her şey kabul ediliyor. Ancak o zaman bir olursun ve bu birlik anlaşılması gereken en temel şeydir.

*Evet korkaklık sana acı verir, öfke sana acı verir bunlar negatif duygulardır. Ama huzura acı dolu olanı reddederek değil ancak onu kabul ederek ve içinde eriterek ulaşılabilir. Onu reddettikçe daha da küçülürsün ve gücün giderek azalır. Sürekli bir iç savaşın içinde olursun. Bir elinin diğeriyle savaştığı, sadece enerjini tüketen bir iç savaş.

*Psikolojik acı senin kendi kendine yarattığın bir şey. Acı veren şey korkaklık değil, senin korkaklığın yanlış bir şey olduğuna dair fikrin. Belli bir egoya sahipsin ve bu ego korkaklığı kötüleyip duruyor. Korkaklık orada duruyor. Onu kabul edemiyorsun, onu reddederek yok olmasını da sağlayamıyorsun. Eninde sonunda onunla başa çıkman gerekir. Tekrar tekrar ortaya çıkacak ve huzurunu bozacak. Tek yolu korkunun ta içine girmektir.

*Reddetmek yerine korkuya izin ver. Korkudan titremeye izin verirsen içinde acı yerine büyük bir enerjinin yükseldiğini göreceksin. İşte bedenin tam olarak yapmak istediği şey buydu. Neden korku hissederken vücut titremeye başlar? Titreme kimyasal bir süreci tetikler, enerji salınmasına yol açar. Seni savaşmaya ya da kaçmaya hazırlar. Enerji patlamasına yol açar ve sen titremeye başlayınca ısınırsın.

*Korkunla savaşıp duruyorsun. Onu kabul et. Ne olduğunu gör. Sadece sessizce otur ve onu kabul et. ''Benim korkum var, bu durumda ben korkuyum'' de. Sen ''Ben korkuyum'' derken özgürlük aşağı inmeye başlar. Kabul ediş tamamlandığında özgürlük de sana erişir.

*Eğer depresyondaysan öyle ol, herhangi bir şey yapmana gerek yok. Ne yaparsan yap onu depresyon yüzünden yapmış olacaksın, o da daha fazla kafa karışıklığına neden olacak. Tanrı'ya dua edebilirsin ama bunu o kadar depresyonlu bir şekilde yaparsın ki sonunda zavallı Tanrı'yı bile depresyona sokarsın. Bunun güneşin doğuşu ve batışı ile aynı olduğunu düşünebilirsin. Sonra tekrar doğacak ve tekrar batacaktır. Herhangi bir şey yapmana gerek yok.

*Sen kendine ''Depresyonda olmamam gerek.Bu sen değilsin. Bu senin imajına aykırı. Senin üzerinde leke gibi. Oysa ne güzel bir kızsın. Neden depresyondasın?..'' diyorsun. Anlamaya çalışmak yerine yargılıyor, ayıplıyorsun. Depresyon (depression) öfkenin negatif halidir. İngilizce'de bastırılmış (pressed) kelimesinden geliyor. Bir şeyleri içinde bastırıyorsun. Öfke çok bastırıldığında üzüntüye dönüşür. Belli şeylere, belki de çocukluğundaki bazı şeylere öfkelenmiş olmalısın ama onları ifade etmemişsin. Bu da depresyona yol açmış. Bunu anlamaya çalış. Önce neden depresyonda olduğuna bir bak..İyice, derinlemesine baktığında öfkeyi göreceksin. Onun akmasına, öfkenin gelmesine izin ver. Öfke bir kere ortaya çıktıktan sonra depresyonun ortadan kalkacak. Bazen gerçek öfkeden sonra insanın kendisini çok iyi, hayatta hissettiğini hiç mi gözlemlemedin?..

*İnsanlar başka herkes hakkında son derece uyanıktır. Sen diğer insanların komik eylemlerine kolaylıkla gülebilirsin. Ama hiç kendin için güldün mü? Sen hiç kendini komik bir şey yaparken yakaladın mı? Sen kendini bütünüyle izlenmemiş halde tutarsın, senin tüm gözlemin diğerlerine yönelir ve bunun hiçbir faydası yoktur. Bu gözlem enerjisini kendi varlığına dönüştürmek için kullan.

*Ölerek uykuya dal. Gece uyumadan önce sadece beş dakikalığına yatağında ölmekte olduğunu hissetmeye başla. Her gece..Bir hafta içerisinde bu hissin içine girebileceksin ve ondan keyif alacaksın. Bedenden ne kadar çok gerginliğin kaybolacağı seni şaşırtacak. Bırak tüm ben ölsün, ölürken uykuya dal ve sabah çok taze hissedeceksin.

12 Ocak 2011 Çarşamba

PROVOKATÖR MİSTİK


Sanırım bugüne kadar 10 tane Osho kitabı okudum.
Hepsini okurken aklımın bir kenarında hep bu adamı sorguladım.
Kimsin sen?
Nasıl bir şeysin?
Manyak mısın?
Tanrı mısın?
Beni nasıl bu kadar etkileyebiliyorsun?
Sen nasıl böyle oldun?...
Ve daha yüzlerce soru.
İşte bu kitap Osho'nun otobiyografisi.
Aklımdaki soruları bir bir yanıtladı.
Bununla kalmadı birçok soru cevap ekledi.
Bundan sonra onun kitaplarını daha farklı bir bakışla okuyabilme şansı verdi.

Kitabın arkasından:

OSHO... Bir asi! Bir bilge! Bir hatip! Bir provokatör! Bir ilah! Bir yazar! OSHO... Gandhi, Buda gibi, Hindistan'ın kaderini değiştiren on kişiden biri! OSHO... İsa'dan bu yana yeryüzüne inmiş en tehlikeli insan! OSHO... Batılı seçkinlerin kanaat önderi... Doğulu yoksulların kardeşi!
Ölümünün üzerinden on yedi yıl geçti. Ancak ne öğretileri unutuldu, ne de komünü... Her şeyin büyük bir hızla kirlendiği günümüzde, kirlenmeden ayakta kaldı. Her yaştan, her ulustan milyonlarca insana ulaştı. Durgun göle düşen taşın yaydığı halkalar gibi genişledi, çoğaldı sesi... Avuçladı yürekleri...
Peki, bunu nasıl başardı? Ne söyledi de etkiledi kitleleri? 'özgürlükler ülkesi' Amerika'da niçin zincirlere vuruldu? Hangi suçtan ötürü sınırdışı edildi? Sahiden hükümet ajanlarınca zehirlendi mi?Bugüne değin hep söylediklerini okudunuz! Peki, ya yaşadıkları?.. Üniversite hocalığından 93 adet Rolls-Royce sahipliğine uzanan çizgide çektiği acılar, aştığı engeller; barış ve aydınlanma uğruna feda ettikleri; devrim niteliğindeki Dinamik Meditasyon'la neyi amaçladığı; her yıl yüz binlerce kişi tarafından ziyaret edilen komünü, tarif ettiği 'yeni bir insan'ın niteliği hiç mi önemli değil?
Provokatör Mistik: Aykırı bir spiritüelin ibret verici hayat hikâyesi!

10 Ocak 2011 Pazartesi

COŞKU (Osho)


*İnsanoğlu muazzam bir şekilde mutlu olabilir ve muazzam bir şekilde mutsuz olabilir. Ve seçiminde özgürdür. Bu özgürlük risklidir; bu özgürlük çok tehlikelidir. Çünkü sen sorumlu hale gelirsin.

*''Doktorum size görünmem konusunda ısrar etti.'' dedi adam psikiyatra.
''Ne için olduğunu Tanrı bilir; mutlu bir evliliğim, güzel bir işim, pek çok dostum var; hiçbir endişem yok..''
Not defterine uzanırken ''Hmmmm'' dedi psikiyatr, ''..ve ne kadar zamandır böylesin?''
Depresyondan, üzüntüden, mutsuzluğundan bahsederken herkes buna inanır; bu doğal gözükür.Eğer mutluluğundan bahsedecek olursan hiç kimse sana inanmaz; bu doğal gelmez.

*Pek çok din var çünkü çok sayıda insan mutsuzdur. Mutlu bir insanın hiçbir dine ihtiyacı yoktur.Mutlu insanın kiliseye, camiye, sinagoga ihtiyacı yoktur çünkü onun için tüm evren tapınaktır, tüm varoluş bir kilisedir. Mutlulukla ne yaparsan yap o bir duadır. İşin bir ibadete dönüşür.

*Eğer yaptığın işi seversen o zaman meditasyon halindesindir. O zaman hiçbir şey seni rahatsız etmez.

*Mutlu ol ve meditasyon onu takip edecek. Mutlu ol ve dindarlık onu takip edecek. Mutlu olmak temel koşuldur.

*Öncelikle temel olan şey, neden mutsuz olduğunu anlamaktır. Şayet bu nedeni ortadan kaldırmazsan meditasyon yaparsın ama pek yararı olmaz çünkü temel neden orada duracak.

*Bekleme! Çünkü beklediğin zaman Godot'yu bekliyorsun ve Godot hiçbir zaman gelmeyecek. Kişi basitçe bekler ve hayatını boşa harcar. Kim için ne için bekliyorsun?..

*Kendi kendine karar vermek zorundasın. Hayatını kendi ellerine almak zorundasın. Aksi takdirde hayat senin kapını çalmaya devam eder ve sen asla orada olmazsın; her zaman başka yerdesindir.

*Nerede mutlu bir insan görülse, her zaman meditasyon halinde olduğu görülmüştür ve bu ikisi özdeşleşmiştir. Oysa bunun tam tersi geçerlidir. Meditasyon, sen mutlu olduğunda gelir. Meditasyon yapmak kolay, mutlu olmak zordur ve insanlar kolaya kaçar. Meditasyon yapmaya çalışırlar.

*Saadeti yaşa. Zevklerin balta girmemiş ormanlarında kaybolma. Zevk hayvanidir, mutluluk insanidir, saadet ise ilahidir. Zevk seni bağlar, seni zincire vurur. Mutluluk sana biraz daha ip verir ama birazcık daha. Saadet nihai özgürlüktür. O seni kanatlandırır. Hafiflersin. Coşku dolu olursun.

*Zevk gelir ve gider. Saadet hiçbir zaman gelmez ve hiçbir zaman gitmez. O zaten senin varlığının en derin özündedir.

*Coşku içsel bir olgudur. Koşullara bağlı değildir. Sana aittir.

*Mutluluk başına gelir. O yüzden ona mutluluk (happiness) demişlerdir. Sözcüğün kökü ''Happens'' başına gelmek demektir. Mutluluk her zaman oradadır ancak onu kovalarsan sadece ıskalarsın.

*Aydınlanmak acıdan kaçmak değil, acıyı anlamaktır. Istırabını anlamaktır, mutsuzluğunu anlamaktır.

*Istırabını anlamaya çalış. Onu yaşa, onun en derinine in. Nedenini bul, niçin orda? Bırak anlayış senin meditasyonun olsun.

*Sadece coşkusuz bir insanın eğlenceye ihtiyacı vardır. Dünya coşkusuz hale geldikçe daha çok televizyona, filmlere, dizilere ve binbir tane şeye ihtiyacımız olur. Daha çok alkole, uyuşturucuya ihtiyaç duyarız. Sırf içinde bulunduğumuz ıstıraptan kaçalım diye. Fakat sadece bunları unutarak hiçbir şeyi elde edemeyiz.

*Bir kez mutsuzluğunla yüzleşmeyi öğrendiğinde coşku dolu hissetmeye başlarsın. Çünkü onunla yüzleşme sürecinde mutsuzluk ortadan kalkmaya başlar ve sen giderek daha çok bütünleşmeye başlarsın.

*Istırap seni özel kılar. İlgi çekmeni sağlar. Ne zaman perişan bir halde olursan sana ilgi gösterilir, sempati duyulur. Hiç kimse mutlu bir insandan hoşlanmaz çünkü mutlu bir insan diğerlerinin egosunu incitir. Dünya mutsuz insanlardan oluşur ve hiç kimse tüm dünyayı karşısına alacak kadar cesaret sahibi değil.

*Nasıl mutlu olunacağını öğren, mutlu insanlara saygı duymayı öğren ve mutlu insanlara daha çok ilgi göster. Mutsuz insanlara çok fazla sempati duyma. Bir insan ıstırap çekiyorsa yardım et ama sempati duyma. Ona perişanlığının değerli bir şey olduğu fikrini aşılama.

*Ego mutsuzlukla geçinir, ne kadar çok mutsuzluk varsa o kadar iyi beslenir. Coşku dolu anlarda ise ego tamamen yok olur. Eğer egoyu istersen affedemezsin, unutamazsın; özellikle de yaraları, acıları, hakaretleri, aşağılamaları..Onları abartmaya devam edip duracaksın. Onları vurgulayacaksın. Neşe, ego için bir zehir gibidir ve mutsuzluksa vitamin gibidir.

*Şayet affetmeye çalışırsan bu gerçek affediş değildir. Çaba ile sadece baskılayabilirsin. Sadece zihninin içindeki aptalca oyunu anladığında affedebilirsin.

*Ancak unutma: Ego affetmek aracılığıyla da yaşayabilir. ''Affettim, düşmanlarımı bile affettim. Ben sıradan bir insan değilim.'' fikriyle kendisini besleyebilir. Uyanık ol.

*Şimdide yaşamaya başlamadıkça, geçmişi unutmayı ve bağışlamayı başaramayacaksın. Geçmişte olan her şeyi unutup bağışlamanı önermiyorum. Sadece şimdide yaşa. Farkında ol ve tetikte ol. Farkındalık geçmişte ve gelecekte olmaz. Farkındalık sadece şimdiyi bilir. Şimdide olmanın saadetini hissettikçe geçmişe gidip durmayı bırakacaksın. Unutmak ve bağışlamak zorunda kalmayacaksın. Kendiliğinden kaybolacak, sen şaşıracaksın.

*Binlerce insanla problemleri hakkında konuşmuşumdur ve henüz gerçek bir sorunla karşılaşmadım. Tüm sorunlar uyduruk; onları sen yaratıyorsun. Çünkü sorunlar olmadan kendini boş hissediyorsun. Sorun yaratırsın ve bu sayede hayatın büyük bir iş, bir gelişim olduğunu hissedersin ve çok çetin mücadele etmek zorundasındır.

*Ego sadece mücadele ettiğinde, savaştığında var olabilir. Sorun ne kadar büyükse meydan okuma ne kadar büyükse, egon da o kadar yükselir.

*Peki çözülmesi gereken bir sorun yokken ne yapacaksın?..Birden yaşamaya başlayacaksın. Yiyeceksin, uyuyacaksın, seveceksin, sohbet edeceksin, dans edeceksin..

*Ne zaman kendini bir sorunun içine doğru giderken görürsen kendini yakala!..Koş, zıpla, dans et ama sorunun içine girme. Hemen bir şeyler yap ki sorunu yaratan enerji sıvılaşsın, buzları çözülmüş hale gelsin, eriyip kozmosa geri dönsün.

*''Bedeli ne olursa olsun ben sadece kendim olmak istiyorum. Ayıplanmak, kabullenmemek, saygınlığı yitirmek; hepsi tamam ama artık bir başkasıymış gibi yapmayacağım.'' demek zorundasın. Ve bu karar ve kararın ilanı doğal varlığını, senin bireyliğini dünyaya getirir.

*Her türden ıstırabı sadece gözle: Ya içinde kaybetmeye hazır olmadığın bir zevk vardır ya da önünde bir havuç gibi sallanan bazı umutlar vardır. Mesela sevgilinden ayrılınca zihnin ''Sevgilin seni terk ettiğinde kalbinin kırılması doğaldır çünkü o kadar çok sevdin ki!..'' der. Aslında yarandan bilinçsiz bir şekilde keyif alıyorsun. Yaran senin muhteşem bir aşık olduğun fikrini veriyor. Bu yüzden de dağılmamış dahi olsan dağılmış gibi yaparsın, çok büyük bir ıstırap içinde olduğuna kendini inandırırsın. Sırf kendini çok büyük bir aşık olduğuna inandırmak için zırlayıp duracaksın.

*Delinin ve mistiğin bir benzerliği var: Her ikisi de zihnin dışında. Deli, zihnin altındayken mistik zihnin ötesinde. Ben delirin demiyorum, mistik olun diyorum. Mistik bir deli kadar mutlu ve bir akıllı kadar da akıllıdır.



*Sahiplenme. Kullan ama sahip olma. Çünkü sahip olan kullanamaz. Kullanmaya kıyamaz. Kendi sahiplendiği şeylerin esiri olur.

9 Ocak 2011 Pazar

ÖZGÜRLÜK (Osho)


*Özgürlük evete ihtiyaç duyduğunda evet demek, hayıra ihtiyaç duyduğunda hayır demek, ve bazen de hiçbir şeye ihtiyaç olmadığında sessiz kalmak, bir şey söylememek demektir. Tüm bu boyutlar mevcutsa o zaman özgürlük vardır.

*Bir şeyden özgürleşmek hakiki özgürlük değildir. İstediğin bir şeyi yapma özgürlüğü de benim bahsettiğim özgürlük değildir. Benim özgürlük vizyonum kendin olmandır.

*Hakiki özgürlük senin seçimsiz farkındalığından gelir. Bu durumda özgürlük ne bir şeylere bağlıdır ne de bir şeyler yapmaya.Sadece kendin olma özgürlüğüdür.Sen zaten kendinsin; onunla birlikte doğdun. Kimse onu sana veremez; kimse onu senden alamaz. Bir kılıç senin başını kesebilir ama özgürlüğünü, varlığını kesemez.

*Senin bağımlı olma arzun, senin kendin olma sorumluluğunu bırakmandır seni özgürlükten alıkoyan.

*Tüm iyi şeyleriyle ve kötü şeyleriyle, tüm güzellik ve çirkinliğiyle neysen o olarak kendin olma sorumluluğunu kabullen. Bu kabullenmenin içinde aşkınlık hali gerçekleşir ve kişi özgürleşir.

*Özgürlük daha çok sorumluluk demektir..O kadar çok sorumluluk ki kimsenin senin hayatına karışmasına gerek kalmaz.

*Bireysel özgürlük ile otoriterlik ölür. Yeni bir güç doğar: Otorite. Her bireyin kendi deneyimlerini yaşayacak kapasitesi vardır; o zaman onun otoritesi vardır. O zaman o ''Onu tattım.Ondan hoşlandım.'' diyebilir. Otorite deneyime aittir.

*Organize dinlerin olmadığı dinsiz ve tanrısız bir dindarlık yaratmalıyız.Dindarlık derken ben insanın olduğu hali ile yeterli olmadığını ifade ediyorum. O daha fazla olabilir, o çok daha fazlası olabilir. O bir tohumdur, içinde nasıl bir potansiyel taşıdığını bilmez. Dindarlık gelişme için meydan okumadır. Tohumun kendini ifade etmesinin zirveye ulaşması, binlerce çiçeğe dönüşerek içinde saklı mis kokuları yaymasıdır.

*Dindar kişi basitçe dindardır. Ne Hindu ne Müslüman ne Hıristiyan'dır. Buna gerek yoktur. O hakikatle doludur. Samimidir. Merhametlidir. O sevgi doludur, insanidir; o kadar insanidir ki dünyada nerede ise ilahi olanı temsil eder.

*Tanrı, kader, alınyazısı..Bunların tümü zırvalıktır, sahte sözcüklerdir. Onları tamamen bırak. Onları bırakmak seni tamamıyla sorumlu kılacak ve seni birey yapacaktır. Özgürlüğe sahip olabilirsin ama bunun bedeli sorumluluğu bütünüyle kabul etmektir.

*Özgür olmak isteyebilirsin ama içinde bulunduğun kafesin belli güvenceleri vardır. Kuş kafesteyken yiyecek hakkında endişe etmez, düşmanlar hakkında endişe etmez. O rahattır, o kafes altındandır. Senin gücün, senin zenginliğin, senin saygınlığın..Bunların hepsi senin kafeslerindir. Ruhun özgür olmak ister ancak özgürlük tehlikelidir. Özgürlüğün sigortası yoktur. Özgürlüğün güvenliği, güvencesi yoktur.

*Bilinçsiz insanların ne yapacağını her zaman tahmin edebilirsin. Onlar ya cesur olacaktır ya korkak, ya sabırlı olacaktır ya da sabırsız..Ancak bilinç sahibi bir birey için tüm olasılıklar her zaman açıktır. Hiçbir kapı kapalı değildir. Bilinçli birey, özgür birey önceden gelen bir karar taşımaz; onun kullanıma hazır kararları yoktur.

*Bırakan ol..Bırakan olmakla toplumu terk etmeyi, dağlarda yaşamayı kastetmiyorum. Toplumda yaşamaya devam et fakat hırsı, açgözlülüğü ve nefreti terk et. Sevgi dolu ol. Hiç kimse olarak yaşa. O zaman keyif alabilir ve kutlayabilirsin.

*Tüm dünyayı değiştirebiliriz fakat mücadele ile değil. Kutlayarak, dans ederek, meditasyon yaparak, sevgi ile değiştirebiliriz. Ne zaman bir şey ile mücadele edersen tepkisel bir hale gelirsin çünkü bu bir tepkidir. O şeye takıntılı hale gelirsin. Ona karşısın ve karşı olduğun şeyin sana hükmetme olasılığı vardır.

*Ben hiç kimseye ya da hiçbir şeye karşı değilim. Ben senin hiçbir şeyden özgürleşmeni istemiyorum. Ben senin basitçe özgür olmanı istiyorum. Farkı gör: bir şeyden özgürleşmek asla tam değildir; ''bir şeyden'' onu geçmişe hapis olmuş halde tutar.Bir şeyden özgürleşmek asla gerçek özgürlük olamaz.

*Sen özgürlük olarak doğdun. Sadece onu unutmaya koşullandırıldın. Ben sana koşullanmalarınla savaşmayı öğretmiyorum. Onları anla. Onlara ilişkin olarak daha zeki ol. Sadece onların sana nasıl hükmettiklerini gör. Davranışlarını nasıl etkiliyorlar, kişiliğini nasıl şekillendiriyorlar, seni nasıl etki altında tutuyorlar..Sadece izle. Ve bir gün koşullandırmalarının nasıl çalıştığını gördüğünde birden denge sağlanır. Anlayışının içinde özgürleşirsin.

*Uyanık ol. Seni korkutan şeye derinlemesine bak. O zaman onun kaybolacak olması seni şaşırtacaktır.

7 Ocak 2011 Cuma

EGO (Osho)


*Ego toplumun yaratmış olduğu ve senin bu sayede oyuncakla oynamaya devam edebildiğin ve asla gerçek şeyi sormadığın bir kandırmacadır.

*Ne zaman toplum tarafından bir şey olduğun söylenirse ondan kurtul. Kesinlikle sen o değilsin.Çünkü senin dışında hiç kimse senin kim olduğunu bilemez.

*Birisi senden daha güzeldir; bu incitir, birisi senden daha bilgilidir; bu incitir..Seni incitecek milyonlarca şey vardır. Ama sen incitenin bu şeyler olmadığını bilmiyorsun. Onlar seni egon yüzünden incitiyor.

*Egonun içinde olmamak Tanrı'nın içinde olmaktır.

*Sen gelişeceksin. Sen çiçek açacaksın ve senin güllerin olabilir. Başka birisi de gelişir ve onun papatyaları olacaktır. Senin güllerin olduğu için daha üstün değilsin; onun da papatyaları olduğu için daha aşağılık değil. Her ikiniz de çiçek açtınız; önemli olan budur.

*''İdeal'' senin olman gereken şey olmadığın demektir. Bu, gerginlik, kaygı, keder yaratır. Bu, seni böler; şizofren yapar. Ve ideal gelecektedir. Sen ise buradasın. Tüm idealleri bırak ve şimdi burada yaşa!

*Mükemmeliği dert etme. Mükemmellik sözcüğünü bütünsellik ile değiştir. Bütün ol; mükemmel olmayı unut. Her ne yaparsan yap tam olarak yap. Mesela öfkeliyken bütünüyle öfkeli ol -halbuki mükemmeliyetçi ''bu iyi değil öfkelenme, mükemmel insan öfkelenmez'' der- Ne zaman öfke ifade edilirse ondan özgürleşirsin. Ve öfkeden sonra yeniden şefkat hissedebilirsin. Aksi takdirde bastırmış olursun ve öfke içinde gitgide büyür.

*Resmin ünlü olup olmaması, senin Picasso olup olmaman önemli değildir. Esas mesele Picasso'nun bile kıskanacağı şekilde resim yapman, tamamen resim yapmanın içinde kaybolmandır. Gerçek mutluluk budur. Bunlar meditasyon anlarıdır, ilahi anlardır.

*Ben başarının karşısında değilim; başarısız ol demiyorum. Demek istediğim şey başarı ile motive edilmemendir. Aksi takdirde resim yapmayı ıskalayacaksın, şiiri ıskalayacaksın. Tam şu an söylemekte olduğun şarkıyı ıskalayacaksın ve başarı geldiğinde ellerin boş kalacak çünkü hiç kimse başarıyla tatmin olamaz.

*Herkes aşağılık duygusu hissederek acı çekiyor. Hiç kimse aşağılık değildir ve hiç kimse üstün değildir; çünkü her birey eşsizdir ve hiçbir kıyaslama mümkün değildir. Sen sensin ve sadece sensin. Ve sen başka kimse olamazsın; buna gerek de yok.

*Eğer özel olduğunu düşünüyorsan kendin için mutsuzluk yaratman kaçınılmazdır. Başkalarından daha yüksekte, daha bilge olduğunu düşünüyorsan güçlü bir egon olacaktır. Ve ego zehirdir, saf zehir.

*Hiç kimse özel değildir ya da herkes özeldir. Hiç kimse sıradan değildir ya da herkes sıradandır. Kendin için ne düşünüyorsan lütfen başka herkes için de aynı şeyi düşün ve sorun çözülecektir.

*Ego kendin için bir şekilde ve başkaları için farklı bir şekilde düşünmeyle yaratılan bir yanılsamadır. Çifte standarttır. Eğer çifte standardı bırakabilirsen ego kendiliğinden ölür.

*Ego bırakılamaz. O tıpkı karanlık gibidir: Karanlıktan vazgeçemezsin, sadece içeriye ışık getirebilirsin. Işık olduğu an karanlık yok olur. Sadece içine gir, egoyu ara ve onu bulamayacaksın. Onun yerine kendi ışıltılı doğanı bulursun.

*Çocuğun ölüp ergene dönüşmesi, ergenin ölüp genç olması, sonra genç adamın ölüp orta yaşlı hale gelmesi ve bu şekilde sürüp gitmesi fikri yanlıştır. Çocuk asla ölmez; hiçbir şey asla ölmez. Çocuk her zaman ordadır, ergenlik tarafından, gençlik tarafından, orta yaş ve sonra yaşlılık tarafından sarmalanmıştır. Sen tıpki bir soğan gibi katman katmansın ve soğanı soyarsan içerde daha taze katmanlar bulacaksın. Daha derine in ve daha taze katmanlar bulacaksın..İşte o zaman masum çocuğu bulacaksın ve masum çocukla temas kurmak iyileştiricidir.

*Egosuzluk tevazu değildir; egosuzluk alçakgönüllülük değildir. Pek çok alçakgönüllü insan bulabilrsin fakat tevazularının altında ince bir ego işlemektedir.

*Ego ve onun oyunları: Evlilik, para, iktidar onun oyunudur. Toplum şu ana kadar oyunlar oynar halde kalmıştır; bu durum dünyanın her tarafında sürekli devam eden bir olimpiyattır. Herkes yukarıya doğru mücadele ediyor ve diğer herkes onu bacaklarından aşağı çekiyor çünkü Everest'in zirvesinde hepinizin duracağı kadar yer yok.

*Seçebilirsin: Ya hayal kırıklığı, acı, mutsuzluk; o zaman egoya tutunmaya onu beslemeye devam et.Ya da huzur, sukunet, mutluluk..Fakat o zaman da masumiyetini yeniden kazanmak zorundasın.

*Egonu bir kenara fırlat. Tüm egoyu paramparça et. Egoyu yok ederek kendi özünü keşfedeceksin. Ve bu keşif mümkün olan en muhteşem keşiftir çünkü o mutlak saadete doğru, sonsuz hayata doğru bütünüyle yeni ve kutsal bir yolculuktur.

*Ego bir buzdağıdır; onu erit. Onu derin sevginin içinde erit. Böylelikle kaybolsun ve sen okyanusun parçası haline gel.

*Ne zaman bir korku görürsen onun üzerine git ve her zaman egonun basitçe kaybolacağı ana doğru gelişiyor, genişliyor, yöneliyorsundur. Çünkü onun tüm işlevi korku vasıtasıyladır.Ve egonun yokluğu aydınlanmadır; o artı bir şey değildir. Aydınlanma sana eklenen pozitif bir şey değildir; aydınlanma bütünüyle bir olan sensindir.

*İnsanlar pek çok şekilde kaçınırlar. Birisi alkolik olur, birisi LSD alır, birisi esrar içer. Ve bu kadar cesur olmayan insanlar da vardır; onlar hasta olacaktır. Onlar kanser gibi hastalıklara yakalanacaktır. Böylelikle dünyaya ''Ne yapabilirim? Kanserim. Gerçeklerle yüzleşemezsem bu benim sorumluluğum değildir..Şimdi ben kanserim.'' derler. Bunlar, insanların egolarını koruma yollarıdır. Egodan vazgeçmektense insanlar onu korumaya devam eder.

*Eğer kanserine çok derin bir yatırımın varsa, eğer onun orada olmasını seni koruduğu için istiyorsan, hastalığın yüzünden iş hayatında mücadele edemeyeceğini, rekabet edemeyeceğini, bunun hastalığın yüzünden olduğu hissini sana veriyorsa; ve eğer bu durum seni tatmin ediyorsa hiç kimse seni iyileştiremez çünkü sen onu yaratıp durmaya devam edeceksin.

*Herkes bunu bilir: Öğrenciler sınav yaklaştıkça hasta hissetmeye başlarlar. Ve sınav geçtikten sonra yeniden iyileşirler. Bu bir hiledir, Stratejidir. ''Ne yapabilirim? Hastaydım, sınavı geçemedim; yoksa altın madalya benimdi.'' diyebilirler. Ve senin hastalığın, alkolikliğin, bağımlılığın bir stratejiyse..onu iyileştirmenin bir yolu yoktur; çünkü sen onun orada olmasını istiyorsun.

*Sorunlar vardır. Sorunlar tüm çevrendedir.Ama sen asla sorun değilsindir.Sen onların ötesine geçebilirsin; sen onlara bir gözlemcinin tepeden aşağı vadiye bakması gibi bakabilirsin. Tanık olan öz, sorunu çözebilir. Sen sorunun içine dahil olmadığında kenarda durabilir ve ona bakabilirsin. Bu tanıklıkla gelen netlik sana ipucu verir, saklı olan anahtarı verir. Senin çözümlere ihtiyacın yok; senin netliğe ihtiyacın var.

*Bir şeyi hatırla: eğer bir sorun sana ait değilse her zaman çözmek için iyi tavsiyelerde bulunabilirsin. Eğer sorun bir başkasına aitse sen her zaman bilgesindir. Ama sorun sana aitse ne yapacağını bilemezsin. Neden?..Çünkü sen soruna dahil olmuşsundur. O başka birinin sorunuyken, ona bütünüyle bakabildiğin bir mesafeye sahiptin. Ama kendi başına gelince mesafeyi kaybettin.

*Meditasyon sana mesafe yaratır ve perspektif sağlar. Sen sorunun ötesine geçersin. Bilincin düzeyi değişir.

*Sorunlar sonsuzdur..İnsanın kendisi ile uğraş, sorunları unut gitsin. Varlığın kendisi ile uğraş, onun gelişmesine yardımcı ol.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...